22.09.2009

Goodfellas [1990]

"As far back as I can remember, I've always wanted to be a gangster." -- Henry Hill, Brooklyn, N.Y. 1955.

Mafyalar heryerde.Goodfellas -yaşanmış gerçek hikaye- gangsterlerin hayatını açıklayan daha doğrusu anlatan bir film.Tabi değişik bir yol seçilip, filmin tamamını Henry Hill (Ray Liotta), ufak yaşta ganster olmak isteyen bir gencin mayfaya olup daha sonra bu kariyerini ilerletmesini konu alan bir film yapılmış.

Hemen filmle başlıyorum.Ufak yaştaki hayatından başlayor herşey.Okula gitmek yerine gansterlerin yönetti durakta işe ufak yaşta başlıyor ve ilerliyor.Bu ara olayları kendi ağzıyla anlatıyor.Daha sonralarında büyüyor ve mayfaya dahil oluyor.İlerde karısı olacak kadınla tanışıyor ve işler biraz daha büyüyor bu arada.Kaçakcılık ve hırsızlık yaparak bol paralar kazanmaya başlıyor ve 2 numaraya kadar yükseliyor karakterimiz.Ama herzaman olacağı gibi paranın tadı çok tatlı geliyor ve uyuşturucu işine kayıyor.Tabi bunun başına ne gibi işler acacağını tahmin edememiştir.Devamında ise çöküş kısmı başlıyor isterseniz buradan fazla bahsetmeyim, siz izleyin tabi birazdan yazacaklarımı okuduktan sonra...

Güzel bir film olmuş.Zaten M.Scorsese'nin işe yaramaz yada kenara atılmış bir filmini bulmak hem yürek ister hemde bunu aramak baya zaman alır.Goodfellas da güzel bir yapım olmuş ama yolunda gitmeyen bazı şeyler var.Uzun zaman sonra ilk defa birkaç yorum okuduktan sonra yazımı yazmaya başladım.Çünkü filmi arkadaşlarımdan duyduğum üzere ''süper'' bir film olarak bekliyordum ama su anda inanılmaz bir hayal kırıklığı var.Gerçekten süper bişeyler bekliyordum.Normalde filmleri yüksek beklenti yada düşük beklenti diye sınıflandırmadan izleme taraftarıyım ama bu sefer herzamankinden farklı olarak çok yüksek beklentiler içindeydim.

Yolunda gitmeyen bişeylerin oldugunu 45. dakikadan sonra anlıyorsunuz.Biraz aksiyon yada bişeyler bekliyorsunuz ama film gerçekten Henry Hill'in kariyerini anlatmalarından ibaret olmuş.Çoğu insan bu film için tarihin en iyi ganster filmlerinden biri, 1990 yılının en iyi filmi gibi genellemeler yapıyor ama ben size söyleyim gerçekten öyle bişey yok.Bu filmi bırakın tarihin en iyi filmi olması, ilk 50 ganster filmi arasına bile koymam çünkü konusu ganster filmi yada action yada thriller felan değil.Bize adamlar ufak bir biyografi sunmuşlar burada.

Bunların dışında tabiki filmdeki güzel şeylerdende bahsetmeden edemeyeceğim.Şiddet sahneleri gerçekten çok güzel yapılmış.Silahların patlaması, dağılan beyinler ve öldürme sahneleri gerçekten süper.Hani 1990 yılındaki imkanlarla yapıldığını düşünürsek eğer, su aralar çok az filmde böylesine kaliteli sahneler görebiliyoruz.(Teşekkürler Tarantino).Bunun yanında filmin yapıldığı mekanlar gerçekten çok güzeldi.Hani o zamanın şartlarına uygun mekanlar kullanılmış.1980 lere geldikçe silahlar, kullanılan arabalar, renk, mekanlar ve eşyalar biraz daha gelişiyor.Gerçekten bunları için bir tebrik gerekiyor.

Oyuncular hakkında söylenmesi gereken biraz fazla şey var sanırsam.Robert De Niro, Joe Pesci, Paul Sorvino ve Ray Liotta gibi oyuncularla oluşturmuş filmi Scorsese.Gayet başarılı bir oyuncu kadrosu ama birşey var.

Şimdi, yorumların ne kadar taraflı olduğunu yada olmadıgını bilemiyorum ama De Niro'nun inanılmaz oynadığından felan bahsediliyor bu filmde.Ben size gayet dürüst olarak söyleyim.Bir De Niro hayranı değilim yada sevmiyorum felan değilim, tamamen nötr olduğum bir oyuncu.Ama öyle şeyler söylemişlerki hakkında inanamadım.Şu filmde yaptığı tek şey ''boş sahneleri doldurma'' Ortada oluşturulmaya çalışılan bir karizma var ama bunu pratikte uygulaması çok kötü.Joe Pesci ise inanılmaz.İnanılmaz sırıtmış.Hani belki bu kadar gereksiz bir rol olabilir.Hayatımda izlediğim filmlerde gördüğüm en gereksiz rollerden biri.Hani en iyi örnek sanırsam su olabilir.Bir tarantino filmi düşünün.Sürekli konusmalar var, sürekli atışmalar var ama filmle alakasız olarak.Hani Tarantino bir oyuncuyu konusturuyor ama tamane boş yere.Gereksiz fıkrılar,hikayeler yada deneyimler felan anlatıyor.Bu işte aynen o şekilde olmuş.Çok gereksiz, filmin ahengini bozuyor gerçekten ve sinir ediyor izleyiciyi.

Ve sırada R.Liotta.Buna bir paragraf açmak gerekiyordu.Söylenilenlerin aksine bu filmin bize kazandırdığı tek şey, Liottayı zirvede izlemekti.İnanılmaz oynamış gerçekten ve bir övgüyü ve aynı zamanda benden de bir paragrafı hak etti.Arşivimde 17 tane liotta filmi var.Bu filmi bayadır köşede bekletiyordum izlemek için artık buda tamam.Kişisel olarak Liottayı ilk defa Cop Lan filminde izledim.Daha sonrasında Identity,Revolver,Hannibal gibi filmlerde izledim.Bunların çoğu orta sınıf bir oyunculuktan ibaretti.Tabi bazı filmleri diğerlerinden daha üst bir seviyedeydi.Mesela Revolver güzeldi.Daha sonra bir ara ortadan kayboldu ama son dönemde gerçekten hatırı sayılır bir oyuncu gibi çıkageldi.Sıra olarak önemli değil ama La Linea,Powder Blue ve Crossing Over filmlerinde gayet sağlam durmuş ve oyunculuğu takdire değerdi.Ama tekrar söylüyorum ki, Goodfellas daki yeri çok ayrıymış.

Sonsözlere gelelim.Film akmıyor, sırf bu yüzden 2 parça olarak izlemek zorunda kaldım.İlk dakikalarda değil ama daha sonralarında tamamen bir biyografi filmi oldugu ortaya çıkıyor.Ağır sahneler, çoğu gereksiz konusmalar ve dahası.Oyunculuk yönünden Liottayı izleyerek tatmin olabilirsiniz ama filmi genel olarakta, bölüm bölüm olarakta hiç beyenmedim.Verebileceğim not en fazla 10/7 olabilir.

Ama merak ettiğim birşey var, neden bu filmi bu kadar abartıyorlar?De Niro ekstra bişey koymamış ortaya.Tamam yaşanmış bir hikaye.Scorsese de acaba bir etken mi bunda?Mafya filmlerinin gördüğü klasik abartı ilgi mi ?Nedir bu film kimden torpilli merak ettim...

UnjustLucifer

Johnny Depp Yeni Joker? Hayır!

Bilmem? Ortalıkta bu aralar dolaşan en manyak dedikodu.Saf bir Depp hayranı olarak bunun gerçeğe dönüşmesini isterdim.Heralde o zaman taş taş üstünde kalmazdı.Gerçi Joker karakteri artık süper bir şekilde yalama oldu.Bu yalaklıktan kurtarılması gerekiyor ve bunun tek yolu rolü Depp'in kabul etmesi.

Depp'in bütün filmlerini izleyen bir izleyici olarak bunun süper yankılar uydurcağını söyleyebilirim.Her türlü rolde oynayabilen Depp için bu bir başka dönüm noktası olabilir kendi kariyeri için.Daha önce Jack Nicholson, Heath Ledger gibi oyunculardan bayrağı devralmasını isterdim.

Dahasıda var.Aynı dedikodular çerçevesinde Depp'in joker değil, The Riddle olacağı.Hatta bunun daha büyük bir olasılık olarak söylendiğini okudum.Joker rolü tartışmalı bir biçimde ilerliyor aslında.Hani Ledger'dan sonra bunun altında ezilme tehlikeside yok değil.Ledger öyle bir rol oynadı ki, herkez bir anda diğer jokerleri unuttu bile.Bende bunlardan biriyim aslında.Jokeri oynamak en ufak bir başarısızlıkta ihalenin direk Depp'e kalması demek.Riske değer mi?Yapımcılarda böyle düşündüğünden dolayı onu The Riddle rolüne koymak istiyorlar.

Bunun yanında diğer bir dedikodu ise ''Penquin'' rolü.Peki bu rol için aday kim? Philip Seymour Hoffman.Hımm buda çok ilginç olabilir. D.D Vito bu rol için iyi gitmişti.Hoffman adı geçtiği anda direk kafamda oraya onu koydum ve evet, süper bir şekilde uyuyor.Hoffman'ın kalitesinide biliyoruz, asla sırıtmaz.

Sonuç olarak su anda sizlere gösterebileceğim net bir yorum yada dedikodu bile yok tam olarak.Söylentileri ve sağda solda okuyup duyduklarımı biraz derleyip sizlere burada açıklamaya çalıştım.İnşallah bunlar gerçeğe dönüşürde, biraz zevk alacağımız Batmanlar izleriz.Artık bize düşen 2011 yılında hazır olacağı söylenen bu filmin oyuncu

If rumors are anything to go by, then yes. The blogosphere is already a buzz on who will play the next villains in the upcoming Batman movie. Some are already saying that Angelina Jolie is after the role of Catwoman. Others, that Philip Seymour Hoffman is gunning for The Penguin.

An “insider” (mail boy at Warner Brothers) spoke to the Telegraph about this very issue.

“Producers are convinced that the role of The Riddler is perfect for Depp. Johnny’s a pro. He’ll be able to take direction and still make the character his own. And what better Penguin is there than Philip Seymour Hoffman?”

Wicker Park [2004]


Love, Makes you do crazy things..

Filmi biraz duygusal açıdan yorumlamak zorunda kalabilirim ve bunun tek nedeni bu aralar içinde bulunduğum durum olabilir.Neyse

Çok güzel bir film, inanılmaz duygu yüklü bir film olmuş.Hemen anlatmaya başlayalım ne nedir ne değildir.Film başladığında öncelikle karakterler hakkında biraz bilgi alıyorsunuz.Meslekleri neler yaptığı.Film şöyle bir 15-20 dakika cıvarında ilerledikten sonra aslında filmin sonunu izlediğinizi anlıyorsunuz.Yada sonlara doğru olan sahneleri.Daha sonra olaylar geriye doğru geliyor, hatta en başa geliyor.Siz bu arada biraz kayboluyorsunuz.Hani acaba asıl olay ne diye kendinizi sorgulamaya başlarken filmin sonundaki sahne aklınıza geliyor ve Hartnett ile Kruger'ın aşkının başlaması anlatılıyor.Buradan sonra filmi tam olarak kafanızda kuruyorsunuz ve bundan sora yapmanız gereken tek şey bütün senaryoyu ve daha doğrusu filmi çözmek.Ben size hafiften başlamak istiyorum.2 si sevgili birbirini çok seviyor ama daha sonra olan olaylarla ayrı kalıyorlar.Film basit olarak bu konu üzerine ama arada kalan kısımlardan bahsederse, filmin bütün büyüsünü bozmuş olurum o yüzden kaçınıyorum...

Filmi basitçe anlattıktan sonra herzamanki gibi biraz genelden bahsetmek istiyorum.Filmi seçme yaparak izledim.Arşive yeni bişeyler eklemek isterken Josh Hartnett'ın oynadığı bir filmi buldum ve izlemek istedim.Ben nerden bilebilirdim ki bu kadar güzel bir eser ortaya çıkacağını? Filme geri dönersek, evet arada biraz ''plot hole'' dediğimiz boşluklar var.Hani nereye çekersen yada nasıl doldurursan öyle olacak şekilde.Mesela biraz bahsetmek istiyorum.İstiyorsanız bu kısmı okumadan geçebilirsiniz.Ama;

Hani oluşturulan hikaye gayet zekice olmuş ama filmin sonlarına doğru artık normal olayı ortaya çıkartmak için o kadar fazla ipucu vermişlerki, filmin orada çözülmemesi biraz garip kaçmış.Hani salaksın ama bu kadar mı salaksın gibilerinden bir olay çıkıyor ortaya.

Dahası ev anahtarları kısmındada biraz boşluk var.Kızda(hangisi olduğunu söylemek istemiyorum) oğlanın anahtarı ne geziyor.Öyle bir ibare daha önce hiç olmamıştı.Bir anda ortada bir anahtar oluyor ve çat diye kullanılıyor.Burası biraz havada kalmış bir sahne.Bununla bağlı olarak bahsedebilceğim diğer bir delik, Lisa'nın, mathew den sonraki erkek arkadaşı.Bir adam geliyor kapılara güller bırakıyor, ağlıyor ama daha sonra adam ortadan bir anda kayboluyor.Ve belkide filmin en büyük hatası burası, çünkü o adamı sahnelere sokarak öyle bir izlenim bırakıyorlar ki..Sanki lisa erkekleri kandıran ve daha sonra ortadan kaybolan bir kız görüntüsüne geliyor.Halbuki alakası bile yok..

Bunların dışında flashbackler inanılmaz kullanılmış.Hani bazı filmler vardır; 21 Gram, Machinist, Memento(bahsetmeye gerek yok) flashbacklerle yada geriden gelme olayını kullanan filmler.Bunlarda geriden gerçeğe döndükten sonra bir ara kendinizi kaybedersiniz.Ne ne değildir diye sorgulamaya başlarsınız.Bu sefer sahneler inanılmaz hazırlanmış ve tokat gibi suratınıza çarpılmış.Zaten konuyu flashbackler sayesinde anlıyorsunuz ve son 30 dakika cıvarlarına gelmeden ortada dolaşanları sadece izliyorsunuz ve bir yere koyuyorsunuz.Elbette bir fikir veriyor ama hep bişeyler eksik kalıyor.Bence süper hazırlanmış.

Film müzikleri tek kelimeyle inanılmaz olmuş.Süper duyguyu vermiş ve filmin içine çekiyor sanki sizi.Hemen müzikle bağlantılı olarak filmin sonundan bahsetmek istiyorum.Son sahneye kadar 2 yıl sonraki hayatında; Mathew'ın nişanlisi Rebrecca yı arıyorsunuz.Acaba o nerede? Oda mı kayboldu felan derken çat diye önünüze geliyor.Öyle bir havayla geliyor ki, merhaba ben geldim, hadi beni filmden çıkart ve amacına ulaş der gibi.İnanılmaz yapmacık bir ayrılma sahnesi olmuş diye küfür etmeye başlarken son sahne geliyor ve orada işte gözleriniz doluyor.Orada inanılmaz müzikle beraber o sahnede, oradaki insanlardan biri oluyorsunuz ve öylece kalıyorsunuz.Film bitiyor ve siz halen ekrana bakmaya devam ediyorsunuz.Tek kelimeyle süper bir son sahne olmuş.Süper bir film sonu olmuş demeyi isterdim ama sondan önceki sahne biraz yapmacık kalmış.

Herşeyden bahsettik sıra oyunculukta.J.Hartnett benim en çok beyendiğim oyunculardan biri.Kimdir bu dememeniz için biraz tanıtım yapmak gerekiyor.Luck Number Slevin, Pearl Harbour, Resurrecting the Champ, August gibi filmlerde oynadı.Slevin daki oyunculuğuyla deyim yerindeyse ''yıldız'' kategorisine ulaştı ver atık daha ağır rolleri hak eder bir konuma geldi.Yan oyunculuktan, başroller almaya başladı ve inanılmaz geliştirdi kendisini.İleride kendisini daha büyük projelerde göreceğizden eminim ve umarım kaybolup gitmez yada her filmde oynayan sıradan oyuncular kategorisine düşmez.

Daha fazla söylenmesi gereken bişey yok.Etkileyici bir film ve süper bir senaryo yazmışlar.Çok fazla kafayı kurcalamadan direk bir bakışla süper olmuş diyebilirim.Vereceğim not 10/7.8 cıvarlarında olur bu filme.Oyunculuk,script,müzikler ve kullanılan mekanların özellikleriyle komple bir film olmuş...Mutlaka izlenmesi gerekiyor.Hayatta böyle insanlarda var ve yazının başında yazdığım alıntıyı lütfen izledikten sonra bir daha düşünelim...

UnjustLucifer

13.09.2009

The Informers [2009]

Allahım bu nasıl bir filmdi ya.Hayatımda izlediğim en anlamsız ve bir yere koyamadığım bir filmdi.Bişeyler yapmaya çalışıpta, yapılmaya çalışan şeyin yok edilmesi sanırsam bu oluyor.

Filmden bahsetmek istiyorum ama nasıl bahsetsem karar veremedim.Hani acaba neresinden bahsetmeye başlasam?Yada bahsedilecek bir yeri var mı?

Arkadaşlarıyla eğlenen bir grup insan var.Film tam olarak burdan başlıyor.Daha sonra bir kazada bu grup arkadaştan bir tanesi ölüyor.Aman allahım o nasıl bir ölmedir?Hani ancak ''komiktv'' ekranlarında yayınlanacak tarzda bişey.Neyse burasını fazla sorgulamadan geçiyoruz.Daha sonra olay 4 parçaya bölünüyor yada 5 yada 3...Ben tam olarak karar veremedim artık siz izlediğiniz zaman karar verirsiniz.Olayları oturup burda tek tek anlatmama gerek yok, zaten anlatsamda anlamayacaksınız.Biraz daha film hakkında genel olgulardan bahsedelim ve neden izlenmez sorusuna cevap verelim;

Filmde bir senaryo yok.Hadi ordan demeyin sakın, gerçekten filmde bir senaryo yok.3 yada 4 tane olay ayrı olarak çekilmiş ve ortaya karışık olarak serpiştirilmiş.Belirli bir mantık çerçevesi felanda yok.Hani bir yandan bir parçayı takip edip anlamaya çalışırken hemen öbürüne geçiyorlar ve siz daha bir önceki sahnede ne oldu diye düşünürken bu sefer 3cüye geçiyorlar.Çok fena...

1980 ler öncesi çarpık hayatları sergilemeye çalışmışlar.Bunu açıkça anlıyoruz çünkü filmde bir tane bile akla yatkın bişey yok.Aman allahım..Neler olup olmadıgını biraz daha ilerlerde size anlatmaya çalışcağım.İnanılmaz diyaloglar var.Hani nereye çekerseniz oraya gider...

Sarışınların sadece seksi, seks olarak yapmalarından bahsediyor.Hani şöyle bir ifade veriyorlar...Evet sarışınlar seks yapar, ama sadece deneyim olur.Normalde çok saçma bir düşünce gibi geliyor su anda bize ama o zamanlar öyleymiş.Aslında halen bu mantaliteden kurtulamayan bayanlarımız var ama konu bunlar değil su anda.Hazır başlamışken devamını getirelim.İnanılmaz derecede açık sahneler var.Aile filmi deil kaldı ki direk +18.Tamam biz ne filmler gördük aile filmi diye bize yutturulan ama bu onlardan biri değil.Çok fena 2...

Hikayelerde bir sürü gariplik var.Bilmiyorum bir ortak nokta kurmak istedim ben kendi çağımda ve sanırsam bişeyle ifade etmek istesem bencillik.Bencillikleri yüzünden hayatları mahvoluyor yada değişiyor.Tabi tek etmen bu mu? Hayır, inanılmaz bir çarpıklık var.Mesela erkek arkadaşı, kız arkadaşını grup yapması için başka erkeklere veriyor ve sonra gidip izliyor.Daha sonraki sahnelerde buna üzülüyor.Tutarsızlık olduğunu da ekleyim.Yada piskopat bir adamın sırf kendi egosu ( bencillik işte) arkadaşının evine gelip onun hayatını mahvedip daha sonra kendi yaptıkları akıl alır şeyler değil...

Bob Thorton, Kim Basinger, M.Rourke gibi zengin denilebilcek bir kadrosu var.Hani sakın kadroya bakarak filmi izlemeye kalkmayın.1 saat 37 dakika boyunca suratımda kocaman bir ''mal'' ifadesiyle izledim filmi.Sonuda zaten birçok sorgulamaya açık olarak bırakmışlar.

Daha fazla bişey söylemeye gerek yok, notum 10/4 ... Bilmiyorum bundan daha öncesinde kaç filme 4 verdim.Ama gerçekten aradım elle tutulur bir yeri var mı diye, ıh ıh yok...

UnjustLucifer

10.09.2009

The Other Man [2008]

Çok ilginç bir filmi izleme denemesinde bulundum ve şu anda zevk aldım mı alamadım mı tam olarak bilmiyorum, bilemiyorum.Hadi hayırlısı bakalım biraz bişeyler karalamaya çalışalım.

Film yorumlarım çok ağır bir şekilde spoiler içermek zorunda.Eğer izlemek istiyorsanız filmi ve zevk almak istiyorsanız bu kısmı okumayınız lütfen.

Konusu; Peter(Liam Neeson) bir yazılım şirketi firması sahibidir.Karısı Lisa da ayakkabı tasarımcısıdır.Filmi karışık olarak başlatıyorlar.Önce 2 li diyaloglardan bahsediyorlar.Daha sonraki sahnelerde karısının bir anda ortadan kaybolduğunu sanıyorsunuz.Ama eşyalar kalkmaya başlayınca ortadan öldüğü anlaşılıyor.Daha sonra Peter bir not bulur ve bunu araştırmak ister.Karısının kendisine sadık olmadığını anlar ve onu aldattığı adamı bulmaya çalışır.Resimlerden, mekanlardan bunuda başarır.Adamla tanışır ve kendini gizleyerek buna devam eder.Daha sonralarında olan olayları yazmaya gerek yok.Adamla tekrar mailleşmeye başlarlar ve bir buluşma ayarlar.Zaten filmin çözüldüğü sahne ama senaryoda inanılmaz açıklar var, akıl almaz.

Film aslında iyi bir yönetmenin elinden çıksa yada senaryosu daha adam gibi yazılabilse süper bir film olabilcek potansiyale sahip.Ama gelin görünkü filmin içine etmişler.Kişisel olarak verilmek istenen mesajı ''aşkı,aldatmayı dahası aldatmadan ziyade aldatmanın nedenselliğini sorgulama'' olarak algıladım.Tamam, filmin başında daha önceden de bahsettiğim gibi aldatma üzerine konular geçiyor.Buraya kadar da tamam ama senaryo o kadar fazla uzaklara gitmiş ki.Tamamen mantıksal hatalarla dolu ve daha öncede dediğim gibi anlatılmak istenen mesajdan uzaklaşmışlar.

Batırdıkları konu; birşeyi ifade etmeyi düşünmüşler ve bunu kısmen başarmışlar tamam, ama bunu 2 taraf içinde değerlendirebiliriz.Peter'a karşı konusmaları hareketleri bir o kadar sağdık.Herşey mükemmel gidiyor ve en ufak bir sorunları dahi yok.Hoppp filmin son 10 dakikasında öyle sahneler gösteriyorlar ki kendileriyle çelişiyorlar.Dahası, bakış açısı demiştik...Ralf'ın olaya bakış açısı gayet normal.Hatta haklı bile diyebilirim ama biraz fazla kişiselleşmiş.Hani ortada genel bir kanı yok.Yada evrensel olarak açıklanabilcek bir durum değil.Peter durumu kendine göre değerlendiriyor, Ralf durumu kendine göre değerlendiriyor.İşte film burda batırıyor zaten.

Filmi çok abartmaya gerek yok.1 saat 24 dakika boyunca bişeyler bekliyorsunuz ve sonunda alamıyorsunuz.Hatta son 10 dakikayı acaba başka bir filmden kesip yapıştırdılar felan diye bekledim ben.

Oyuncular gelirsek; L.Neeson yükselen bir değer.Gerçekten onu izlerken zevk almaya başladım.Banderas ise herzaman bildiğimiz ''casanova'' rollerinden birini daha oynamış.Bişey fark ettim, belkide film dünyasında yaşlandığını en kolay hissettiren adam Banderas.Gerçekten her filmde onu biraz daha yaşlanmış olarak görüyoruz.Makyajla felan alakasının oldugunu sanmıyorum.

Sonuç; izleyin ve senaryonun içine nasıl edilir birde siz görün.Aslında mal süper, burdan gayet güzel bir ''Dram,Thriller'' tarzı bişeyler çıkabilirmiş.E ellerindeki oyuncularda süper ve buna uyabilecek tarzda oyuncular.Neden? Notum 10/6

UnjustLucifer

3.09.2009

Der letzte Zug [2006]

‘Ein Volk, Ein Reich, Deutschland ‘ ( ‘Tek Millet, Tek İmparatorluk, Almanya’ ) nidaları çağımızın geçirdiği belki de en büyük travmanın sorumlularının o günlerde gözlerinde ve hayallerinde yaşadığı ve haykırdığı bir söz dizisiydi. Arınmış, üstün Alman ırkı paylaşılan ortak düştü.

Artık İkinci Dünya Savaşı ile ilgili ihtisas yapmayı gün be gün çok mantıklı görmeye başlarken, bu film İkinci Dünya Savaşı serimin son halkası oldu. Filmde olumlu bulduğum belki de tek yan o dönemin Alman askeri portresi ve Yahudilerin yaşadığı travma ve duygu, düşüncelerinin çok dokunaklı işlenmiş olmasıydı. Alman askeri portresini biraz açacak olursak belki filme derinlemesine inmiş, tarihsel süreci irdelemiş oluruz. Alman askeri filmde karşımıza Dr.Jekyll ve Mr.Hyde olarak çıkıyor. Konuya hakim olmayanlar için özetlemek istiyorum. Robert Louis Stevenson isimli ünlü bir İskoç yazar tarafından kaleme alınmış bu hikaye Edinburgh’ta geçmektedir. Dr.Jekyll ünlü bir doktordur ve ilginç araştırmalar yapmaktadır. Bir gün en karanlık fantezilerini gerçekleştirmesini sağlayan en ünlü keşfini yaptı ve kendinde iki karakteri yaratmayı başardı. Dr.Jekyll gündüzleri bir doktor, Edinburgh’a nam salmış bir kişi iken, geceleri eli kanlı bir katil ve en karanlık fantezilerini gerçekleştiren bir kişi olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada Nazi fazişmini sonuna kadar içine sindiren ve açıkçası katleden Alman askeri portresi tam bir Mr.Hyde iken onların kalan yüzleri ve duygusal yanları ise Dr.Jekyll’ı temsil ediyor ve filmde bu açıkça işleniyor.

Bu film için en büyük eleştirim bu filmin, film olmasıdır. Ben onu film yapan unsuru aradım ancak bulamadım. Führer’in yaş günü hediyesi olması için Berlin’in arındırılması amaçlanmaktadır. Toplanan son Yahudileri konu alan ve onların son ölüm trenindeki ölüm yolculuklarını işleyen film tam bir belgesel yapısı için biçilmiş kaftandır.

Yönetmenlik adına açıkçası çok fazla bir şey söylemek istemiyorum çünkü ortada öyle bir şey yok. Lale Yavaş ve Sibel Kekilli gibi iki Türk oyuncunun da oynadığı filmde birkaç oyuncu dşında oyunculuk namına da bir şey yok.
Yalnız beni karlar içindeki Auscwitz’e varıldığında söylenen o masumane ve barış dolu mesajlar barındıran o şarkı beni çok etkiledi diyebilirim. Özellikle etkilenmeme sebep olan o karın yağışı görülmeye değerdi.

Bitirirken notumu 6 olarak deklare edip keşke belgesel yapılsaydı diyerek esen kalın diyorum.

Mert Şahin

2.09.2009

Dog Day Afternoon [1975]

Ekran karşınına oturup bu film hakkında söylenenleri düşündüm.Banka soygunu, Pacino...Neler olabilceğini düşündüm.Sora önyargıları gene bir kenara bıraktım.

Hemen filme geçelim.Tamamen plansız bir şekilde 3 kişi bankayı soymaya girişirler.Daha olayın başlangıcında bu sayı 2 ye düşer ve zaten eli ayağı birbirine girmiş olan sözde hırsızlarımız, olayı daha da karmaşık hale getirirler.Bankada zaten para yoktur.Ellerinde tüfekle öylece ortada kalırlar.Yapıkcak şey kendini korumaktır.Ama herşey bunlarla sınırlı kalmıyor tabi.İşin içine polisler dahil oluyor ummadık bir anda ve ortalık daha fazla karışıyor.Film özel bir film oldugundan dolayı daha fazlasını anlatmak istemiyorum.Zaten birazdan filmin geneline dokundurma yaparken, bişeyler daha yazmış sayılcağımdan dolayı.

Filmi ilk defa izledim.Bu tür filmleri izleyerek '' ben 1980 lerden öncesini izlemem'' tabularımı yıkmayı düşünüyorum ve aynen öylede oluyor.1972 (sanırsam) de gerçekleşmiş gerçek bir olayın üstünden zaman geçmeden konu almışlar.Herzaman olan klasik banka soygunlarından biraz farklı bence;

Filmin tamamına yakını bir bankada geçiyor.Sabahtan akşama kadar süren bir film senaryosu var zaten.Ama öyle bir konu işleme tarzı varki, klasik dialogların dışına çıkılmış olmasının yanında sahnesel komikliklerde eklenmiş ve sıkıntıyı ortadan kaldırmışlar.

Homo ilişkisi ise ayrı bir garipti.Tabi birazdan değinmek üzere su anda konusunu kapatıyorum ama Pacino neler yaptı öyle ya!Konuya deişik bir boyut kazandırmak istemişler, başarılı olmuşlar ama söyle bir ustalık var burda.Filmin önüne geçirmemişler.Gerektiği yerde kesmesini bilmişler.

Film genelinde dikkat ederseniz silah kullanımı yok.Bu neyi çağrıştırdı bana? Güncel filmlerde, banka soygunu olsun, aksiyon olsun tarz farketmeksizin silah kullanımı gayet basit.Adamlar her sahnede sigara yakar gibi silah çekip ateş ediyorlar.Ama bu çok farklı.Filmin ortalarında dışarı doğru kör bir atış yapıyorlar silahla ve o sahneden sonra ortalıgın nasıl karıştığını gördünüz.Filmin sonundada silah atışı var ama burayı açıklayamayacağım.Sonuçta silah atışı çok önemli bir öge olarak kullanmışlar.

Filmin genelinde, silahlardan,polislerden,paradan,mekandan çok yetenek ve konusmalarla işi bitirmişler.Demek istediğim film oyuncuları ön plana sunan, bunun sayesinde prim yapan bir film olmuş.Tabi bunun yanına banka soygununu ve azcık silah ögesi ekleyince tadından yenmez bir film haline gelmiş.Bunların yanında, inanılmaz bir doğallık var.Hani bankaya girdiklerinde bir planları yok, nasıl yapcaklarını bilmiyorlar.Kaçış planı desen o hiç yok.Polisler geldiğinde ne konuscaklarını yada nasıl hareket edeceklerini tamamen o anda alıyorlar gibi.Gerçekten bu yapmacık durmuyor ve aksine filmin içine sokuyor sizi.Direk olarak filmi etkileyebilceğinizi düşünüyorsunuz.Ben olsam bunu böyle yapmazdım, ben olsam şunun üstünden ilerlerdim gibi yorumlar yapabiliyorsunuz.

Film hakkında biraz fazla şey söylemiş olcam ama klasikleşmemiş bir tarzı var.Hani bunu izledikten sonra size söyleyebilirim ki, ben bu tarzda başka bir film daha izlemedim.Bankaya girip, soygun yapamamak...Ama özelliği soygun yapıyormuş havasını size yaşatmasıdır.zaten.

Artık yeter! Al Pacino hakkında bişeyler yazmam gerekiyor ve belki bu bölüm başlı başına bir yazı olmalı.Bu filmi oynadıgında kendisi tam 32 yaşındaydı.Film dünyasında böyle bir filmde oynamak için düşük bir yaş.Sonuçta neresinden bakarsanız bakın eğer bu film IMDB den 8.2 aldıysa bunun 3.5 kadarı direk al pacinonundur.Neyse devam edelim, aslında bende bir bakıma al pacinoya göre genç sayılıyorum.İzlediğim ilk filmi; daha doğrusu izleme şansı buldugum, HEAT di.O filmden yukarıya doğru çıkmaya başladım.Yani bu tam olarak 1995 yılını gösteriyor.Ondan öncesini bilmiyordum ve o şartlara göre değerlendirmesini yapıyordum.Bu tür filmlerini mesela 'Scent of a Woman,' 'Donnie Brasco' den sonra neden Al Pacino'nun bir evsane olduğunu anladım.Yok gerçekten, başlarda ilk sinemayla ilgilendiğim zaman (2000 yılı) Al Pacino'yu klasik oyunculardan biri sanırdım.Ama daha sonra yavas yavas oturdu, o dönemlerde basit filmlerde oynaması bana bu izlenimi kazandırdı.Bu aynı 93 doğumlu birinin Michael Jordan'ı 2001 yılında izlemesine benziyor.Şu filmdeki mimiklerine bir bakarmısınız lütfen? Dudaklarının yana doğru seğirmesi, gözünün heycanlandığı zaman kırpması inanılmaz bir olay.Rol için yapmıyor, sanki doğal bişeymiş gibi yapıyor.Hele bakışlarındaki o canlılık yok mu.1975 yılını yaşayanlar ve bu filmi o zamanlarda izleme fırsatı bulanlar için altın değerinde bir fırsatmış.2000-2009 lu yıllarda ben böyle bir performansı bir tek Daniel Day-Lewis de gördüm.Kendisinin hayranı oldugundan kaynaklanıyor olabilir yada ''oyunculuk'' kavramını nasıl bir üst seviyeye taşıdığına şahit oldugumdan olabilir (jack nicholson da vardı, johnny depp de) ama bu çok ayrı bişey.Kendisi hakkında söylenecek söz bulamıyorum ama;

keşke Righteous Kill de oynamasaydı, keşke 88 Minutes de oynamasaydı yada keşke Gigli de yan rol almasaydı.İşte bu zamanlar ancak Jordan ın 2001 li yıllarını anlatır gibi açıklayabiliriz.Şunu benimsedim, çok filmde değil, keşke senaryo seçerek oynasaydı.Geçmişe bakıyorum neler oynamış, ama bir tane bile gereksiz rol almamış, bir tane filmde bile filmin arkasında kalmamış Jack Nicholson.Konuyu biraz fazla uzattım ama artık burası bitiş noktasıydı.Burdan söylemem gerekiyor ki, gerek Al Pacino olarak, gerek uzunluk olarak, tatilin şu son günlerinde ''baba'' serisini izlemeye hazırım.Çok zor birşeyi yapmam gerekiyor biliyorum ama ''baba'' filmini nasıl analiz etcem çok merak ediyorum.Sanırsam o bir ''scientific Term Paper'' tarzında olacak.

Filmin sonu ise inanılmaz olmuz.Tek kelimeyle inanılmaz.Filmin bir basamak daha ve bir basamak daha yükselmesini sağlayan bir son olmuş.Gene inanılmaz basit bir şekilde hazırlanmış ve buram buram doğallık kokan bir son.Kesinlikle izlenmesi gerekiyor.

Filme geri dönersek.Benim notum 10/8.4 gibi bir not olacak.Neden?Son ederece doğal bir konu, inanılmaz bir oyunculuk, süper geride kalmış ama benim bahsetmeye çalıştığım ayrıntılar, süper duygu..Daha fazla ne aranabilir 1975 yapımı bir filmden? Heleki eğer ben bu yazıyı 2009 yılında yazıyorsam?

UnjustLucifer

Sinema Tarihinin 50 En İyi Devam Filmi

James Cameron’ın yönettiği "Yaratıklar-Aliens" isimli film, sinema tarihinin en iyi devam filmi seçildi.

Başrolünü Sigourney Weaver’ın üstlendiği yapım, ilk filmin başarısını çok iyi bir kurguyla sürdürmesi nedeniyle bu unvana sahip oldu.

Sinema dergisi Empire, "Sinema Tarihinin En İyi 50 Devam Filmi"ni seçerek duyurdu. İlk ve daha sonraki yapımların başarısını en iyi sürdüren devam filmlerinin yer aldığı listede ipi "Yaratıklar" adlı yapım göğüsledi. İkinci sırada efsane film serisi "Baba-The Godfather"ın ikinci halkasının bulunduğu listede, üçüncülüğü "Terminator II: Mahşer Günü" adlı film elde etti.

Sinema tarihinin ünlü serilerinin yer aldığı listedeki 50 yapımın isimleri ve yapım yılları şöyle:

1- Yaratıklar-Aliens (1986): Ünlü yönetmen Ridley Scott’ın 1979 yılında çektiği "Yaratık-Alien" adlı filmden tam 7 yıl sonra yapımı sürdürmek için yönetmen koltuğuna oturan James Cameron çok başarılı oldu. Sigourney Weaver’ın canlandırdığı Teğmen Ellen Ripley’nin yarım yüzyıl süren derin uykusundan uyandırılarak bir gezgin gemi tarafından kurtarılarak Dünya’ya dönüşünden sonra yaşananları işleyen film, aksiyon sahneleri ve başarılı akışıyla dikkatleri üzerinde toplayarak listenin zirvesine yerleşti.


2- Baba-The Godfather II (1974): Mario Puzo’nun aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan film, sinema izleyicisiyle 1972 yılında tanıştı.

"Baba’nın koltuğunda" efsane oyuncu Marlon Brando’nun oturduğu filmde kamera arkasına da Francis Ford Coppola geçti. Ünlü yönetmen, 2 yıl sonra filmin ikincisiyle yeniden seyirci karşısına çıktı. Bu kez Don Vito Corleone’yi canlandıran Marlon Brando yoktu, ancak ilk filmde de Michael Corleone rolüyle seyirciyle buluşan Al Pacino yine vardı. Pacino’nun büyük oyunculuğuyla Michael Corleone’nin aile babası ile soğuk kanlı korkunç bir canavar arasında gidip gelen mafya babasına getirdiği yorum hafızalara kazındı.

3- Terminator II: Mahşer Günü/Terminator II: Judgement Day (1991): Avusturyalı tanınmış oyuncu ve bugünün California Valisi Arnold Schwarzenegger, "Terminator" filmi için kamera karşısına geçtiğinde 37 yaşındaydı. James Cameron, 1984 yapımı filmin ardından 7 yıl sonra yeniden filmi izleyici karşısına çıkarmak için kolları sıvadı. Aksiyon filmlerinin tanınmış yönetmeni, bu filmde artık 44 yaşında olan Schwarzenegger ile bir kez daha iş birliği yaparak başarı kazandı. Özel efektlerin en iyi biçimde kullanıldığı ilk aksiyon yapımlarından olan film, artık efektlerin teknolojik açıdan en üst düzeyde olduğu bugünün sinema dünyasında alanındaki en iyi yapımlar arasındaki yerini hala koruyor.


Gibi bir liste var karşımızda.En alta tamamını içeren linki vermek zorundayım ama eğer isimleriyle beraber düşünürsek ve Terminator (sözde) 4 Salvation'u gözeterek bu listeye bir daha bakarsak, 3 numaranın ''Batman'' serisi olması gerekir.''The Dark Knight'' herşeyiyle tarihin en iyi aksiyon filmleri arasında ilk 3 e rahatlıkla girer?Daha iyisi ne vardı ki ?

Tamamı!

http://www.milliyet.com.tr/GaleriHaber.aspx?aType=GaleriHaber&ArticleID=1134320&PAGE=1


1.09.2009

Final Destination 3D [2009]

Aslında bunda çok bişey yok ama ben genede söylemek istiyorum.Blogumuzun ilk 3D yorumu geliyor.Ben daha 3D film izleme şansını bulamadım, inşallah önümüzdeki günlerde bunuda yapıcaz.Sizi filmle başbaşa bırakıyorum;


Ölüm kahramanlarımıza yine oyun oynuyor serinin dördüncü filminde. ‘Saw’ filmindeki gibi kahramanlarımız hayatlarının mücadelesini tabiri caiz ise hayatlarının oyununu oynuyorlar. Ancak bu kez katil diye tabir edebileceğimiz kişi Azrail ve açıkçası kahramanlarımızın 30 saniyesi değil bilemedikleri, kestiremedikleri kadar süreleri var ölümü ön görebilmek ve yenebilmek için.
Evet, bu kez ölüm bir araba yarışı esnasında uğruyor altıncı hissi kuvvetli kişimize. Buradan sonrasını inanın anlatmak içimden gelmiyor zira aynı olay dizileri ve konuşmalar ilk üç filmdeki haliyle muhafaza edilmiş. Bu filmde de ‘yok artık’, ‘yuh yani’ dedirtecek cinsten ölümler yaşanıyor. İnsan bu dört filmi izledi mi gerçekten çevresinde açıkta bıçak veya keskin nesneler bırakmaz, taş yerinde ağırdır diyip her şeyi yerine sabitler.

Geyiği biraz elimin tersiyle itmek istemesem bile itersem, kurgulamalara özellikle de ölüm kurgulamalarına değinmek isterim. Hayal gücü ve yaratıcılık açısında sınıfı bir hayli geçen kurgulamalarda kırık tek notum değişiklik göremememedir. Hikayenin diğer üç filmden bir fark arz edemediğini göz önüne alırsak artık bir filmden ziyade diziye dönüşmüş bir My Name is Earl tadında her bölümde yapılacak olanları kestirebildiğiniz bir boyutta kendini göstermesi bir hayli hayal kırıklığı sebebi oldu benim açımdan.

3D ile daha sanırım 8 ya da 9 ( bilemediniz 10 ) yaşında tanışmıştım. O zamanlar tabi 3D filmler kısa süreli oluyordu. ’Wow’ demek için içinde bir çok sebep barındıran 3D filmler benim için çoğu kez ekstra puan sebebi olmuştur. Bilmiyorum sanırım benden torpili var. Yalnız 3D film bence sokaklarda gezinmek değil doğada kaybolmaktır. Buna verebileceğim en çarpıcı örnek Jurassic Park’tır. Bu filmi 3D olarak izlediğimde kendimi bir maceraperest gibi hissetmiştim ve bu gerçekten çok etkileyici bir durumdu benim açımdan. Kafamın bir yerinde soruyorum acaba Son Durak 4 filmine 3D gerekli miydi diye? Ama olsun ille de 3D olsun, ister çamurdan olsun…

Son olarak söyleyeceğim birkaç kelam da oyunculara. Tek kelime ile kötüydü. Yani zaten 3D’de sokakları bulmuşken, oyuncuların da sokaktaki normal adamlar gibi konuşmaları, mimikleri ve teşbihte hata olmaz diyerekten sanatsal basitlikleri filmi izlenmez kılan öğelerden biri. Yani 3D yönetmeni büyük ölçüde kurtarırken oyuncuları Allah kurtarmamış, Azrail öldürmüş açıkçası.

Filmle ilgili son ne dersin derseniz bize gelişi 7.5 olduğundan 3D katkı payıyla, sözlüleri de yüksek tutaraktan 7.8 diyorum. İnanın belki de onu bile hak etmiyor. Yani yaz günü illa da sinema diyorsanız gidin. İşiniz varsa kendinize bir kahve yapın ve işinize odaklanın derim.

Mert Şahin

1 Ay, Neredeyiz? #2 , Aylık Tıklanma #2

Normalde ayın 25 inde yazmam gerekiyordu bu yazıyı ama su anda yazıyorum.Ay başı-ay sonu davasına.Bu ay neler oldu, ne gibi yenilikler yaptık sizlerle şöyle genel olarak bir paylaşalım istedim.

Yazın son aktif ayıydı sanırsam.Havalar artık erken kararmaya başladı, herkez son tatillerini yaptı ve böyle bir döneme denk geldik.Bütün yazar arkadaşlarım sanırsam tatildeydi yada film izleyecek zamanı bulamadılar, o yüzden aktivitesi az olan bir aydı ağustos.9-16 Agustos arasında bende tatildeydim ve blog baya bir boş kaldı.Geri kalan kısmında aktiflik biraz arttı ve aşağıda göreceğiniz üzere, durduk yerde okunan bir blog değiliz, aktif oldukça okunma sayısı artan bir bloguz.

Buyrun tıklanma davamız burada;

Aramıza yeni katılan bir arkadaş olmadı bu arada.Zaten su andaki yazar kadromuzun haftalık 1-2 yazı yazması durumunda daha fazla yazara ihtiyacımız da yok ama genede açık kapı bırakmak adına, yazar olma isteklerinizde bana ulaşmanızı kolaylaştırmak için yan stuna bir bölüm ekledim.Ayrıca o kısma aradığınız filmleri download edebilmeniz için bir link ve Benim hazırladığım Top 50 listemi oraya ekledim.

Daha önceden kaldırmış olduğum chat sistemini yeniden kurdum.Belki bu sefer bişeyler değişir diye.Gerekirse kaldırabiliriz.

Anket oylamasının gereğini 10 eylülden sonra yapabilceğimi belirtmek istiyorum.Aslında çok güzel şablonlar buldum ama şu saatten sonra bu şablonlara geçmek gerçekten zor.Zor olan kısmı HTML kod olan kısmı değil, yan taraftaki ufak bölümleri oraya taşımak nerdeyse imkansız gibi.Yazar kadrosu, arşiv, resimler, ekli olan takip edilenler ve dahasını taşımak baya zormuş.Bunun yerine biraz renk oynaması, karakter oynaması vb basit değişiklikler yapılacaktır tabiki.

Söylenmesi gereken daha fazla bişey yok benim adıma, yazar arkadaşlarım; eklemek istediklerini yorum olarak koyabilirsiniz.