Movie Articles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Movie Articles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.08.2011

Cinsel İçerikli Türk Filmi, Öyle mi?

Cinsel içerikli Türk filmi, öyle haa?

Nereden çıktı bu yazı? Elbette otururken hayal edip, daha sonra biraz bir şeyler yazım diye değil, Kaybedenler Kulübünü izledim. Evet, o hani her sahnesi erotik olan, gençlerimizi içkiye ve sigaraya yönelten çarpık yapılı film var ya o işte…

Bırakın filmi falan, bazıları onlarca bazıları yüzlerce ben ise binli rakamlar kadar film izliyorum her sene. Hepimiz hayatımızın belli alanlarında mutlaka film izlemişizdir değil mi? Sinemalara önce büyüklerimizin elimizden tutmasıyla, daha sonra kız arkadaşımızla ve arkadaşlarımız giderek filmler izledik. Kimilerimiz sinemayı bir kültür öğesi olarak kabul ederken, kimileri sevgilisiyle yiyişmek için en nezih ortam olarak kabul etti. Ama daha sonralarında teknoloji sayesinde artık o filmleri bedavaya izleme şansımız oldu ve rahatladık. Şimdi neden bu kadar gereksiz bir giriş yaptım değil mi?

Biraz hafızamı yoklamama izin verin. Cinsel içerikten bahsediyoruz değil mi? Peki, o zaman artık sokaktaki amcamın bile diline dolanan ‘’Hollywood’’ yapımları çok mu ahlaklı ki cinsel içerikten bu kadar bahsedip rahatsız oluyoruz? Kendinize bir yol olarak gördüğünüz, bakmadan asla film izlemediğiniz IMDB’nin top 250 listesinde bulunan kaç filmde ‘’cinsel’’ içerik yok, hiç düşündünüz mü?

Ailecek yapılan ‘’film’’ aktivitelerin kutsal olduğuna sizi kim inandırdı? Böyle bir inanışa sahip misiniz cidden? Ailecek açık film izlenmeyeceğini; porno’dan bahsetmiyorum elbette; size kim gösterdi, kim böyle olması gerektiğini söyledi? Elbette bizler biraz daha kapalı, biraz daha geleneksel bir tutum sergiliyoruz, kendini tatmin etme eğiliminin literatürdeki ismini söylemekten bile utanan bir toplum olarak… Etrafta yayınlanan filmlerin çoğunun altındaki yorumları okuyorum ve cidden nasıl bir çıkmazda olduğumuza şahit oluyorum. ‘’Aileyle birlikte izlenmez’’ nasıl bir kavramdır cidden çok merak ediyorum. Aileyle izlenmesi gereken filmlerin listesi, kuralları her kimdeyse, kesin olarak daha ortaya çıkartmamış demektir ki bu kadar zor durumlara sokuyoruz kendimizi. Hayatımızın belirli alanlarında kendimizi sokmak zorunda olduğumuz kalıplardan birini de filmleri izlerken yaşıyoruz. Yazık.

Elbette ki hayatımızın farklı alanlarında cinsellik içeren dizilere ya da filmlere tepkimizi koyma durumunda hissediyoruz kendimizi çünkü gereğinden fazla kapalıyız bu tür olaylara. Şöyle biraz daha geniş açıdan bakmak istiyorum. Aşırı klasik bir örnek olacak ama Fatmagül’ün Suçu’nu izleyenlere sesleniyorum, siz orada tecavüze uğramış bir kadının hayatını izliyorsunuz. Yayınlandığı zaman, günün en iyisi olarak ekranlarda boy gösteren Muhteşem Yüzyıl dizisini herhalde sadece +21 yaşındaki izleyicilerin ya da +30 izleyicilerin izlenme oranlarını alarak yansıttıklarını düşünmüyorsunuz değil mi? Bu bahsettiğim diziler ‘’prime time’’ olarak nitelendirilen saatlerde yayınlanıyor ve ailecek izlenmiyor mu? Haydi, Muhteşem Yüzyıl başladı, kapatalım diyen var mı cidden?

Asıl konu bir filmde cinselliğin olup olmamasından daha fazla sizin neyi gördüğünüzdür, daha doğrusu neyi görmek istediğinizdir. Filmlerde ya da dizilerde açık olarak nitelendirilen sahnelere takılıyorsanız elbette bir şey söyleyemem, kişisel düşüncedir beğenidir ama bunda biraz tutarlılık göstermek gerekiyor. Şöyle bir toparlama yapalım. Hayatınca C.Alba’nın filmlerini, onun iyi oyuncu olduğunu, sinema tarihine geçecek dört-beş performansı olduğu için izleyen kaç tane Türk seyirci vardır? İsim A ya da B fark etmez, örnekleri ben burada durmadan çoğaltabilirim ama soruya cevap ne yazık ki bulamadım henüz. Ya da herhangi bir kadın oyuncunun çıplak sahnesinin olduğu filmi, kaç kişi adı için, kaç kişi işlediği konu için izledi? Yapmayın, siz filmlere bakarak sadece cinsellik görüyorsanız sizin sorununuz elbet. Bilinçaltınıza ayıp diye attığınız cinsellikten kaynaklanıyor, başka bir şey değil…

Sinemayı her seferinde ilerlere taşımak, farklılaştırmak gerektiğinden bahsediyoruz. Farklı konular sadece cinsellik öğeleriyle bağdaştırmak yanlış olur elbette ve açıkça bende belirtmek isterim ki, güzel ya da sağlam denebilecek filmlerin cinselliği ön plana koyarak var olmasına tamamen karşıyım. Bu benim kapalı bir izleyici ya da cinselliğe karşı olduğumu değil, aksine sinemayı destekleyen bir seyirci olduğumu gösterir diye düşünüyorum. Lakin bu yazıyı yazmamda bana esin kaynağı olan ‘Kaybedenler Kulübü’’ filminde de bundan daha fazlası yoktu. Filmde asla cinselliği bir öğe, bir kaçış noktası olarak kullanmamalarına rağmen çok çok ağır eleştiriye maruz kaldığının farkına vardım.

Bu kadar ufak denilebilecek ayrıntılara takılarak, yok efendim çocukların izlemesi sakıncalı, yanlış şeyler öğreniyorlar ve yanlış yönlendiriyorlar diyene kadar, sinemasal açıdan hiçbir değer taşımayan ve sadece halkı güldürmek için yapılan, sinemaya katkısı minimum düzeyde olan filmler üzerine biraz daha fazla konuşmak gerekmez mi sizce? Alın size farklılaşma, alın size çeşitlilik. Teşekkür ediyorum ki, İngilizce dilinde ‘’fuck’’ sözcüğünden daha ileri düzeyde, daha anlamlı küfürler ne yazık ki yok. Ama zengin Türkçemiz sayesinde, filmlerde kullanılan bu sözcüklerin bu kadar batması ise diğer bir nokta. Altyazılarda her filmde ‘’fuck’’ kelimesinin Türkçe anlamını defalarca okurken sorunmuş gibi gözükmüyor ama iş Türkçe olarak söylenmesine gelince aşırıya mı kaçınılmış oluyor? Çok merak ediyorum, filmlere bu açıdan bakabilenler, gerçek hayatta ne kadar temiz, duru ve yalın bir Türkçe konuşuyorlar. Hepsi edebiyatçı değil mi?

Kimseyi zorla yeniliklere açamazsınız ya da bu şekilde davranmasını sağlayamazsınız bunun bilincinde olarak söylemek isterim ki, bazı durumlar vardır ki olayı bir bütün olarak ele almak gerekir ve bunu yaparken de tutarlı olmak gerekir. Yabancı ya da yerli olarak ayır edip, onların ki tamam, ama Türkiye’de böyle bir şey olamaz, ben kabul etmiyorum dememeliyiz. Buradan toplumsal mesaj vererek ‘’ yeniliklere açık olun’’ gibi bir kalıptan asla bahsetmiyorum ama en azından yapılan esere saygı göstermek gerektiğini düşünüyorum. Beğenmemiş olabilir, hatta hiç bir şey anlamamış bile olabilirsiniz, ama saygı göstermesini bilmemiz gerekiyor.

Allah sizi standartlıktan ayırmasın inşallah!

5.08.2011

1996'dan Bugüne IMDB Top List Incelemesi

Imdb’nin düzenlediği; büyük bir çoğunluğun temel aldığı, hatta komik derecede; filmleri izlemeden önce bir göz atarak bir çok yanılgıya düştüğü site. Madem elimizde bu kadar hakkında konuşulan bir mal var, bunun değişik yanlarından bahsetmemek olmaz, hemde biraz geçmişe döneriz…



Karşımızdaki liste 1996 yılının sonlarına yakın bir zamandan. Listeyi kendi bilgi düzeyimde incelemek isterim…
Karşıma çıkan en dikkat çekici nokta, şu aralar kimden torpili olduğunu bilmediğim şekilde, listenin en başında babalar! Gibi duran The Godfather filmi… 2011 yılının listesinde göreceğiniz üzere [son resimde], bu aralar 1-2 numaraları paylaşan filmlerden Shawshank listenin en başlarında. Şöyle bir düşünce yolunu izlemek isterim. 1972 yapımı bir filmi, 1996 yılında izlemenin çok zor olduğunu düşünüyorum. Şu andaki internet ağını, paylaşımları, korsanı, internet hızını düşününce, o zamanlar bunun %20 sini bile bulmak çok büyük şanstı. Şu anda 1940’lı yapımlara bir tık kadar uzakken, o zaman listeye oy verenlerin 1972 yapımı bir filme ulaşmalarının zor olduğunu düşünüyorum.
Oylamanın yanında, 1.sıra ile 20. Sıra arasındaki fark sadece 0,5 puan… İlginçtir ki 2011 yılında da bu fark değişmemiş. O zamanlar 3. Sırada olan film şu anda 153. Şaşırdık mı?




Hemen 2000 yılına geçiyorum. 1996 yılından tam olarak 4 yıl sonraki listeye baktığımız zaman Godfather filmini zirvedeki yerini almışken görüyoruz. İnternetin gelişmesi olarak adlandırdığım bu tarihe kadar atılan oyların ne komik rakamlar olduğun da görebiliyoruz. 1996 ve 2000 yılında en dikkat çeken film olarak Pulp Fiction’u gösterebilirim. Bulunduğu sıraya dikkat ederek devam edelim.




2006 yılında ise işler biraz karışıyor listede. 00’ ile 06’ yılı arasındaki ‘’rakam’’ uçurumlarına dikkat edelim. 6 yıl önce sadece 30.000 oy alan Godfather, geçen 6 senede bu rakamı altıya katlıyor. Aslında durum dieğerleri içinde farklı değil. İşte bu çağ tam olarak bütün dünyanın interneti yakaladığı, bağlantıların hızlandığı ve 2004 den itibaren de herkesin her istediği filme ulaşabildiği yıllar olarak gösterebiliriz.
Dikkat çekenler olarak, listeye aniden giren The Good, The Bad and The Ugly filmini gösterebilirim. Benim IMDB sitesi ile tanışma tarihimin 2004 başları olduğunu düşünürsek, o zamandan itibaren ilk sıraları paylaşan filmlerin halen aynı yerde olduklarını söyleyebiliriz.



Ve herkesin www.imdb.com adresinden rahatlıkla ulaşabildiği liste…

3.08.2011

En Çok Ölüm Olan Filmler

Hep merak etmişimdir. Acaba en fazla ölüm hangi filmde olmuştur. Zaten yapımızdaki meraktan kaynaklanarak bazen sıkıcı ve klasik filmlerin yardımıyla sahnede ölen adamları saymaya başlarız. Çift rakamlara geldiği zaman saymak zorlaşır ve bir yerden sonrada unutulur.

Savaş filmleri vazgeçilmezlerdir, severim. Oradaki ölümleri saymak imkânsızdır. Arkada deli gibi kalabalık orduların, boş arazilerde ya da deniz kenarlarında birbirleriyle çarpışmasını izlemek çok büyük keyiftir, sayım yapmak neredeyse imkânsız duruma gelir, çabuk sahneler ve hızlı ölümler sayesinde…

Fazla uzatmadan şöyle bir liste verelim…

Bu listeyi nasıl mı yapmışlar?

http://www.moviebodycounts.com/

1.06.2011

Son 10 Yılın En İyi 30 Filmi !! [30-21]

2010 yılına girdik ve Oscar gecesine yaklaşıyoruz. Ama bundan önce, geçen 10 senenin bir özetini yapmak gerekiyor düşünüyorum. Bu durumda önce geçen 10 yılın en iyi 30 filmini, daha sonra geçen 10 yılın en iyi oyuncu performanslarından derlediğim bir yazı dizisi yazacağım. Tamamen kişisel bir yazı olacağından bolca eleştiri olabilir tabi ki. Listeyi yaparken sadece izlediğim filmleri yazdım ve bu filmler hakkında birkaç farklı kaynaktan bilgi toplayıp, kendi düşüncelerimle birlikte derleme olarak yorum yazdım.

Burada olması gerektiğiniz filmleri yorum olarak yazabilirsiniz, ya da çok beğendiğiniz filmleri burada göremiyorsanız, ben izlememişimdir. Ayrıca tavsiyelerinizde bekliyorum.

İşte son 10 yılın, tarafımdan beğenilen en iyi 30 yabancı filmi ve tersten sıralaması.


21.Children of Men (2006)
Çekilmiş en iyi bilim kurgu filmlerinden biri. Alfanso Cuaron'un mükemmel yönetimiyle renklenen harika senaryo, Michael Caine'in son derece enteresan karakteriyle daha da özel bir film oluyor. Başroldeki karakterimiz ise, Clive Owen'ın belki de kariyerinin en iyi performansıyla hayat bulan, normal bir adam. Ve evrende kalan son çocuk...



22. Avatar (2009)
Kişisel olarak beğenmediğim bir filmi neden buraya koyuyorum, çünkü beğenmediğimiz şeylere bazen saygı göstermek zorunda kalabiliyoruz. Toparlama bir senaryo ve toparlama ögelerle oluşturulan bu film sanıldığı gibi sinema tarihine geçti. Bu kadar reklamın üstüne, bu kadar yeni çekim teknikleri kullanılarak sadece insanları çekme gibi bir amaca hizmet eden bir film. Ama görsel efektler düşünüldüğünde sadece saygı gösterilmesi gerekiyor.


23.The Wrestler (2008)
Ringlere yıllarını vermiş ve daha sonra elindekileri kaybeden bir adam. Karısını kaybetmiş, kızını kaybetmiş bir adamın tekrardan ringlere dönüş ve kaybettiklerini almaya çalışma hikâyesi. En iyi oyuncu adaylığı bulunan M.Rourke'nin başrolde oynadığı film 2008 in hatırlarda kalanlarından...




24.Slumdog Millionaire (2008)
Jamal Malik Mumbai'nin gecekondu mahallelerinden birinde yaşayan 18 yaşında bir yetimdir. Hindistan'da katıldığı bir bilgi yarışmasında 20 milyon rupe kazanmasına sadece bir adım kalmıştır. Şovun o gecelik bitmesinin ardından Jamal, eğitimsiz olan birinin bu kadar büyük başarıyı ancak hile yoluyla gösterebileceğinden şüphelenilip tutuklanır. Ama yarışmadaki her sorunun cevabıyla o gece Jamal'ın inanılması zor gerçek hikâyesi ortaya çıkacaktır. Fakat sadece bir soru gizemini korur...



25.Million Dollar Baby (2004)
Frankie Dunn ringlerde yaşadığı yıllar boyunca müthiş dövüşçüler yetiştirmiştir. Öğrencisi olan boksörlere öğrettiği en önemli ders ise kendi hayatı için de temel kabul ettiği, her şeyin üzerinde kendini korumaktır. Onu kızından soğutan ve uzak tutan acı deneyimi yüzünden uzun zamandır hiç kimse ile yakın olmamaya çalışmaktadır. Tek arkadaşı Scrap, onun spor salonuna göz kulak olmakta ve kaba dış görünümünün altında 23 yıldır yakasını bırakmayan bir affedilme beklentisi olduğunu bilmektedir ve bir gün Maggie Fitzgerald spor salonuna gelir. Birçok Oscar ödülüne laik görülen bu film, 2004’lü yıllarda baya ses getirmişti.


26.Training Day (2001)
13 yıllık narkotik polisi Alonzo Harris, sokaklarda geçirdiği yıllar boyunca mesleğe ilk girdiği günkü idealistliğini kaybetmiş ve işleri kitaba uygun yapmaya çalışırsa hiç bir şey yapamayacağının ve kısa zamanda öldürüleceğinin bilincine varmıştır. Alonzo ve onun gibi birçoğu artık gereken işi yapabilmeleri için korudukları kanunu çiğnemektedirler. Artık yaptıkları işin yasal olup olmadığı iyice bulanıklaşmıştır. Denzel Washington'a en iyi oyuncu Oscarını kazandıran film. Ethan Hawke'ın oyunculuğuna da dikkat etmek gerekiyor.


27.Lucky Number Slevin (2006)
Los Angeles’ten ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır. Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar. Josh sevdiğim bir oyuncu ve ileride daha iyi işler yapacağını düşünüyorum. Filmin sonunda beklenmedik şeylere kendinizi hazırlamanız gerekiyor!


28.Gladiator (2000)
Öldürülen karası ve oğlunun intikamını almayan isteyen bir gladyatör bir baba var. Kendisini zor kurtaran ve gladyatörler arasına sürülür ve burada bir tarih yazmaya başlar.2000 yılında yapılan ve birçok Oscar sahibi olan filmden bahsediyoruz. Russell Crowe'dan tek kelimeyle inanılmaz bir oyunculuk performansı.



29.I Am Sam (2001)
Listede olup-olmaması gerektiğine karar veremediğim bir başka film. Bunu listeye alıyorsam, aslında John Q ya haksızlık yaptığımı düşünebilirsiniz ama 2 sini bir değerlendiriyormuş farz edelim. Geri zekâlı bir babanın kızıyla olan ilişkisi anlatıyor. Başlarda kızı rahatsız etmez ama kızın zekâsı geliştikçe bu bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Hükümetin kızı, babasından ayırmasıyla olayların gidişatı değişir. İnanılmaz bir Sean Penn oyunculuğu karşınızda.



30. Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)
Joel Barish'in eski sevgilisi Clementine yaşadıkları iki yıllık ilişkiye dair tüm anılarını gizemli tıbbi bir müdahale ile kafasından sildirir. Bunu öğrenen Joel çok üzülür ve aynı prosedürü kendi üzerinde uygulatmaya karar verir. Bütün anılarını sildirmek için derin uykuya yattığında, gözlerinin önünden Clementine ile yaşadığı günler geçer. Joel aslında Clementine'i unutmak istemediğini anlar ve müdahaleyi durdurmak için çabalar.

2010 Yılının En İyi 15 Filmi


Yıl biterken 2010 yılında acaba neler izledim diye düşünmeye başladım. İlk başta aklıma gelen 20 film arasından birkaçını eledikten sonra önümde bir liste kaldı. Gerek 2010 Şubat tatili, yaz tatili ve tatilden sonra okulun üzerimde yarattığı rahatlık sayesinde çok fazla boş zaman buldum ve birçok filmi izleme fırsatı buldum. Ocak-Aralık 2010 tarihleri arasında izlediğim en güzel filmleri sıralamasız olarak vermek istiyorum, hepsinin bende bıraktığı etkiyi ve neden mutlaka izlenmesi gerektiğini söylemem yeterli olacaktır sanırım.

Brothers [2010]

Örümcek Adam filminden başka projelerde başarıyı yakalayabilecek mi soruları T.Maguire için sürekli ağızdan ağza dolaşıyordu. Bu filmi buraya almamın başlıca sebeplerinden biri olarak hem oyuncu kadrosunu hem de işlediği psikolojik dramı söyleyebilirim. Konu olarak;

Sam Cahill, Afganistan dağlarında terörle savaşmak üzere gönderilmiş bir Amerikan askeridir. Eşi Grace ve çocuklarının yanına erkek kardeşi Tommy taşınır. Tommy kardeşinin ailesini korumak için onların yanındadır, oysa değişken karakteri ve tuhaf alışkanlıkları aile içinde sorun yaratır. Zaman geçtikçe Tommy ve Grace birbirlerini daha iyi anlamaya ve birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar. Sam'in Afganistan'da yaşadığı travmalarla birlikte eve dönmesi ise bütün dengeleri değişecektir.

Gerçekten güzel bir filmdi ve izlenmeye değer bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor.

The Girl with the Dragon Tattoo [2009]

“Mikael Blomkvist” isimli gazetecinin tutuklanmasına 6 ay kalmıştır ve “Henrik Vanger”, 16 yaşında kaybolan güzel “Harriet” için Mikael’i çağırır, tabii ki Mikael’in bilgisayarına ve tüm kişisel hesaplarına ulaşabilen Lisbeth yani “Dragon Dövmeli Kız” sayesinde. Mikael Harriet’in sırrını çözmek için çalışmayı kabul eder. Aynı zamanda Lisbeth de Mikael’in bilgisayarından tüm verileri takip etmeye devam ediyordur ve bilgisayarda Harriet hakkında bulduğu veriler ilgisini çeker... Mikael’e yardım
amaçlı bir mail atar. Ve bundan sonra olaylar gayet esrarengiz ve gizemli bir şekilde birbirini takip eder…

Başlarda biraz sıkıcı ilerleyen film, konunun gelişmesi sayesinde kendine merak ettirir hale geldiği anda gerçek zevki almaya başlıyorsunuz. Kurgusu ve senaryosuyla izlediğim en iyi filmler listesine girmeyi en çok hak edenlerden biri. Mutlaka izleyin, ya da okuyun.

Inception [2010]

Bunun hakkında konuşmaya gerek yok. Uzun bir şeyler söylemeye de gerek yok. C.Nolan, senaryo konusunda çıtayı o kadar yukarıya koydu ki, neredeyse izlediğim tüm filmler Top 100 listemde 1 numaraya koyabilecektim.

Celda 211 [2009]

Juan gardiyan olmak üzeredir. İşe bir gün erken gelir. İki meslektaşı ona hapishaneyi gezdirirken, birdenbire tavandan düşen bir parçanın çarpmasıyla bayılır. Gardiyanlar onu ayıltmak için 211 numaralı boş hücreye götürür. Juan bilinci kapalı halde hücrede yatarken hapishanede bir ayaklanma patlak verir. Ayıldığında güç bir durumla karşı karşıyadır: Hayatta kalmak için mahkûm rolü oynamak zorundadır.

Klasik hapishane filmlerinin hepsinden farklı bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor. Normalde hapishane içindeki isyanlardan bahseden ya da hapishaneden kaçış için plan yapılan filmleri senelerce izledik ama bu sefer dışarıdan içeriye giren bir adamın içeride var olmaya çalışması gerçekten çok ilginçti. Benzerlerinden kurgusu sayesinde ayrılan ve sanki el kamerasıyla çekilmiş havası yaratılmaya çalışılan film gerçekten çok güzeldi. Herkese tavsiye ediyorum. Luis Tosar’ın oyunculuğu da izlemeye değerdi.

Sherlock Holmes [2009]

Arthur Conan Doyle’un dünyaca ünlü karakteri Sherlock Holmes’ün dinamik yeni uyarlamasında Holmes (Robert Downey Jr.) ve cesur ortağı Watson (Jude Law) en son maceralarına atılıyorlar.

Dövüş tekniklerini, efsanevi zekâsı gibi silah olarak kullanan Holmes, bu macerasında ülkesini yok edebilecek ölümcül bir komployu aydınlatmak için yeni bir düşman ile savaşıyor.

G.Richie’nin herkese hitap etmeyen bir tarzının olduğunu varsayarsak bu filmi beğenen kesim olduğu kadar beğenmeyenlerinde ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Uyarlama olarak düşünüldüğü zaman ve biraz yeniliklere açık bir izleyiciyseniz bu filmi mutlaka seveceksiniz. 2.’sinin de geleceğini bildiğimiz üzere, artık söylenecek tek şey, umarım ilk filme yakışır bir 2. film izleriz.

Shutter Island [2010]

“Departed-Köstebek” ile Oscar ödülü kazanan yönetmen Martin Scorsese’in yönettiği “Shutter Island-Zindan Adası”nda, Massachussets sahili açıklarındaki bir adada suç işlemiş akıl hastalarının tedavi edildiği hastanedeki bir katilin esrarengiz şekilde kayboluşunu soruşturmakla görevlendirilen Teddy Daniels (Leonardo DiCaprio) ve Chuck Aule (Mark Ruffalo) adlı iki polisin baş döndüren hikâyesi anlatıyor.

En muhteşem senaryolardan biri olmasının yanında sinema tarihinin en iyi senaryolarından biri olarak görüyorum. Bu tarz ucu açık sonların olduğu ve aynı zamanda hikâyenin bir o kadar karıştırıldığı filmlere zaten ayrı bir ilgim var. Bütün film bir konu anlatıp daha sonra onları yıkan ve yerine farklı gerçekler öne sürerken kafaları baya bir karıştırmayı başarmışlar. Mutlaka izlenmesi hatta 2 kere izlenmesi gereken yapımlardan biri.

Parallel Life [2010]

30 yıl önce yaşanan bir olayın tam 30 yıl sonra tekrar yaşanmasını ele almaya çalışmışlar. Ama bu 30 yıl öncesi ve şu andaki durum mevzubahis olduğu noktada önümüze o kadar ilginç belgeler sunmuşlar ki inanmamak imkânsız bir duruma gelmiş.

Bira karışık bir kurguya sahip olan filmi normallerine göre biraz daha dikkatli izlemeniz gerekiyor. Ufak ayrıntılar sayesinde filmin sonuna ulaşıyorsunuz. Film değişik bir deneme olarak dikkatimi çekti ve gerçekten çok beğendim. Bu listede olmayı en çok hak edenlerden biri olmuş.

The Ghost Writer [2010]

Listeye alıp almamakta kararsız olduğum bir film. Ama bunu da buraya koymazsam geriye koyacak fazla bir şey kalmadığından dolayı alınmayı hak ettiğini düşündüm. Polanski’nin en iyi filmlerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Eğer politikadan hoşlanmıyorsanız film size çok sıkıcı gelebilir özellikle de başları... Filmin ortalarına doğru gizem artıyor ama o da öyle güçlü bir merak duygusuna sebep olmuyor. Fakat filmin sonuna yaklaştıkça büyük olayların geleceği sinyallerini almaya başladığınız zaman heyecanınız biraz artıyor.

Mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri olarak düşünmüyorum, ama heyecan ve biraz gizem sevenlere tavsiye ederim.

The Limits of Control [2009]

Anlamadan filme pislik atılmaması gerektiğini düşündüren bir yapıt olmuş. Filmi izledikten sonra 1 gün boyunca düşündükten sonra asıl alınması gereken dersi aldım. Tema olarak;

Filmde ana tema ölümdür. “Kendini diğerlerinden büyük gören insan mezarlıkları ziyaret etmelidir” sözü film boyunca birkaç kez yinelenmekte. Film kısacık insan ömrünün akıbetini dile getiriyor. Dikkat edin genelde gençler grup halinde dolaşırlar, yetişkinler ikişer ikişer, yaşlılar yalnız dolaşır. İnsan zamanla hayatının sonuna doğru yalnızlaşır. Film kalabalık büyük kentlerde başlamakta, daha sonra ufak kasabalarda devam etmekte ve daha sonra köy tipi küçük yerleşim yerlerine doğru kaymakta, sonlara doğu ise arazinin ortasında bir malikânede kendini önemli gören bir adam ölmektedir ki bu film boyunca görünen helikopterdeki adamdır.

Çıkarılan anlamlardan biri bu olabilir ve buna elbette daha birçok şey eklenebilir. Neredeyse hiç diyalog olmaması, sürekli birtakım imgeler üzerinden devam eden filmi daha ilginç yapan nokta bence. Bu tarz filmleri izlemenin çok büyük bir sabır gerektirdiğini düşünüyorum ve en azından hayatınızda bir kere Jarmush stilini izlemenizi öneriyorum.

The Secret in Their Eyes [2009]

Bu senenin ‘’en iyi yabancı film’’ ödülünü kazanan filmden bahsetmek gerekiyor. Geçen senelerdeki kazanan filmleri de inceledikten sonra bu gerçekten çok farklı bir yere sahip oluyor.

1999 yıllarında gerçekleşen bir olayı geriye dönük olarak anlatmış olan yönetmen 1974 yıllarına kadar gitmektedir.1974 Haziran ayında hükümete bağlı bir görevli olan Benjamin Esposito, Buenes Aires'teki bir tecavüz vakasını araştırmak üzere görev alır ve suç mahalline vardığında bu vahşet karşısında dona kalmıştır. Esposito katili bulacağına ve adalet karşısına çıkaracağına yemin etmiştir.

Filmin kurgusu inanılmaz düzenlenmiş. Geçmiş ve şu andaki zaman arasında o kadar güzel geçişler yapılmış ki bir an bile kaybolmadan bütün filmi bitirebiliyorsunuz. Dahası izlediğim en güzel film sonlarından birini bu filmde gördüm. Gerçekten gerek sahne olarak gerek filmde diyaloglar olarka gördüklerimin en iyilerinden biriydi. Sanırsam dramatik sonlardan biraz fazla hoşlanıyorum.

Stoning of Soraya [2008]

Bu senenin başında sinemalara gelmiş bir filmden bahsediyorum, tarihin 2008 olması fazla bir şeyi değiştirmeyecektir sanırsam. Bu yılın ‘’en iyi yabancı film’’ dalında Oscar adaylığı vardı. Konu;

Sahebjam arabası bozulduğu için izbe bir kasabada mahsur kalır. Burada Zahra adında bir kadına rastlar ve onunla sohbet etmeye başlar. Zahra yeğeni Soraya'nın hikâyesini anlatmaya başlar.

Sadece bu sene değil, hayatımda izlediğim filmleri göz önüne aldığım zaman en etkileyici hikâyelerden birine şahit oldum. Dahası bu hikâyenin gerçek bir olaydan beyaz perdeye aktarılmış olması daha etkili bir nokta. Filmin sonu ise ‘’dram’’ kelimesini açıklar nitelikteydi. Çağan Irmak’ın gereksiz sahnelerine dökülen gözyaşları yerine kızın taşlanma sahnesinde gerçekten içimden gelerek ağlama hakkınızı kullanmak istiyorsunuz.

Tek kelimeyle inanılmaz bir filmdi, böyle bir olayın olduğuna ben halen inanmıyorum, ama ne yazık ki gerçekmiş!

Unthinkable [2010]

Sinemalara geldi mi tam olarak bilmiyorum ama korsan olarak izleme şansı bulduğum filmlerden biri. Aslında gerektiği kadar ilgi gördüğünü ve aynı zamanda tanıtım yapıldığını da sanmıyorum.

Saklı 3 atom bombası vardır ve bunların aktif hale gelmesine 2 gün kala bir adam yakalanır. Bu adam bombaların yerlerini bildiği varsayılmaktadır ve bu bilgiyi ondan almak için S.Jackson işin içine dâhil oluyor. Konusunun inanılmaz klişe olduğunu bile bile filmi izlemek istedim. Ama işin iç yüzü gözüken kısımdan çok daha fenaymış. Psikolojik gerilim ve işkence sahnelerinin olduğu film en sevdiklerimin arasına girdi. Filmde çok etkileyici sahnelerin olması beğenimi bir kart daha arttırdı. Diğerlerine göre biraz daha geri planda kalsa bile mutlaka izlenmesi gereken bir yapım.

Peacock [2010]

Inception’da başarıya ulaştıktan sonra filmde zirve yapan bir Cillian Murphy var karşımızda. Bu yıl izlediğim en iyi oyuncu performanslarından biri ve hatta ondan daha iyisini şu anda seçemiyorum ne yazık ki.

Çok kritik bir sahneyle başlayan filmi, zaman ilerledikçe çözüyorsunuz. Hem güncel zamanı hem de geçmişi bir o kadar iyi idare eden ve bizlere bağlantıyı kurdurmayı başarmışlar. Bir yerden sonra tamamen karşımıza farklı bir durumda çıkan Murphy’nin şovu da aslında tam olarak buradan sonra başlıyor diyebilirim.

Bir adamın yaşamından bir kesiti ve geçmişte yaşadığı acıların günümüzdeki yansımalarından bahseden film, saf oyuncu performansı izlemek isteyenlerin mutlaka tercih etmesi gereken bir film olarak göze çarpıyor.

The American [2010]

Yıllardır izlediğimiz aptal aksiyon filmlerinden biri olacağını düşünerek başına oturduğum ve filmden önce yarattığım bütün ön yargıları yıkmayı başaran bir film. G.Clooney’in hayat verdiği, artık kariyerinin sonlarına gelen bir silah yapımcısı aynı zamanda tetikçinin hayatından bir kesit anlatıyor. Zayıflıklarından bahsederken aynı zamanda içinde bulunduğu psikolojik durumun incelemesini de yapan film, normalde bildiğimiz aksiyon ve tetikçi filmlerine göre çok ağır bir havada gitmesine rağmen sağlam kurgusu ve Clooney’in karizmatik rolü sayesinde yılın en sağlam filmlerinden biri oldu.

Açıkçası filmi beğenmemdeki başlıca sebeplerden biri de, aksiyon olarak gösterilen bu filmin yavaş olarak bu kadar sağlam kurgulanması ve denenmemiş bir türün denenmeye ve aynı zamanda başarıya ulaşması.

All Good Things [2010]

Yılın son bombası olarak adlandırabileceğim film. Gerek senaryosu, gerek oyuncu kadrosuna duyduğum saygıyla bu listeye girmeye hak kazandı. Gecenin 3’ünde uyku dolu gözlerle izlemeye başladığım film, beni çok farklı bir boyuta, harika düzenlenmiş bir kurgunun içine ve aynı zamanda çözülmesi ve anlamlandırılması gereken birçok gizemli nokta bırakarak bitti.

Yaşanmış gerçek bir hikâyeyi konu alan film, 1983-2001 [yanlış hatırlamıyorsam] yılları arasında olan bir olaydan bahsediyor. Mutlaka izlemeniz gereken harika bir oyuncu kadrosunun yardımlarıyla üst seviyelere çıkan bir yapıt.

2010 yılı içerisinde, bu listeye almadığım ama çok beğendiğim diğer filmler olarak söyleyebileceklerim; The Town [2010], Brooklyn’s Finest [2009].

Bu kategoriye dâhil olmayan ama ‘’izledim’’ diyebileceğim diğer filmleri de unutmak olmazdı. The Unknown Woman[2006], Mustafa Hakkında Herşey[2004], Bang Bang You’re Dead[2002] , Başka Semtin Çocukları [2008], Pay it Forward [2000], Just Another Love Story [2007] olarak sıralayabilirim.



Son 10 Yılın En İyi 30 Filmi !!

2010 yılına girdik ve Oscar gecesine yaklaşıyoruz. Ama bundan önce, geçen 10 senenin bir özetini yapmak gerekiyor düşünüyorum. Bu durumda önce geçen 10 yılın en iyi 30 filmini, daha sonra geçen 10 yılın en iyi oyuncu performanslarından derlediğim bir yazı dizisi yazacağım. Tamamen kişisel bir yazı olacağından bolca eleştiri olabilir tabi ki. Listeyi yaparken sadece izlediğim filmleri yazdım ve bu filmler hakkında birkaç farklı kaynaktan bilgi toplayıp, kendi düşüncelerimle birlikte derleme olarak yorum yazdım.

Burada olması gerektiğiniz filmleri yorum olarak yazabilirsiniz, ya da çok beğendiğiniz filmleri burada göremiyorsanız, ben izlememişimdir. Ayrıca tavsiyelerinizde bekliyorum.

İşte son 10 yılın, tarafımdan beğenilen en iyi 30 yabancı filmi ve tersten sıralaması.


1.The Prestige (2006)
C.Nolan eserlerinden en sağlamı ve en inanılmaz olanı belki de.''2 cambaz bir ipte oynamaz'' sözünü tam olarak karşılayan bir film. Başlarda çömez olan 2 sihirbazın, birlikte çalışarak devam ettirdikleri sahne hayatları daha sonra ayrılır ve birbirlerine düşman olmuşlardır. Senaryo sürekli kendini ortalara ve başlara alarak ilerlediğinden çok dikkatli olarak takip edilmesi gerekiyor ve sürpriz sonu ile ilgi çekiyor. Film, senaryo ve oyunculuk olarak beni tatmin etmesinin yanında 2000li yılların en komple filmi…


2.The Dark Knight (2008)
C.Nolan’a özel bir ilgimin bulunmamasına rağmen, 996 milyon dolar hâsılatla harika bir başarı yakalamış filmi daha. Heath Ledger'ın Joker efsanesine yeni bir soluk kazandırması, tüm zamanların en iyi aksiyon filmlerinden biri olması ve dahası. Bir Batman filmi bundan daha güzel olamazdı. Ardından çokça tartışma bırakarak hayattan ayrılan Heath Ledger'a bir kere daha saygı duymak gerekiyor. Oyunculuk performansı kavramını baştan yazan ve 2000li yılların olmazsa olmaz filmlerinden biri. Listedeki 1 ve 2 numaralı filmlerin C.Nolan'a ait olması da bir diğer ilgi çekici kısmı sanırsam.


3.An American Crime (2007)
Tek kelimeyle inanılmaz bir film. Dram film türünün tam karşılığı herhalde bu olsa gerek. Oyuncuların performansları, o ufak kızın performansı ve perdedeki duruşu inanılmaz. Konusu itibariyle ibret alınması gereken bir film olmuş. Bazı şeylerin sadece düşüncelerden ibare olmayacağını da anlıyorsunuz. Bu filmin burada ne aradığını merak edenler olabilir ve bu sorunun cevabını ancak filmi izleyerek kendiniz bulabilirsiniz. Şiddetle tavsiye ediyorum.


4.There Will Be Blood (2008)
Amerikan sinemasının gelmiş geçmiş en özgün işlerinden bu epik yapıt. Yönetmenin tarzı ve minimal çerçeveye hapsolmuş olağanüstü görüntü yönetmeni, oyuncular ve son yıllarda gördüğüm, görsel kadar önemli rol oynayan en iyi müziklerden, sahneyi sarsıyor adeta... Bu başyapıta hayran kalacaksınız. Ama izleyiciden sabır istiyor doğru. Ayrıca filmde o kadar muhteşem sahneler var ki, patlama sahneleri mesela. Hayran kalacaksınız. Ayrıca din, hırs, kapitalizm gibi derin temaları da işliyor bu film. Daniel Day-Lewis'in açık ara en iyi kariyer filmi. O yıllarda izlediğim zaman, son 2-3 yıldaki en iyi oyunculuk performansı yakıştırmasını yapmıştım.


5.Amores Perros (2000)
Acaba insanlar mı birbirlerinin hayatlarını parçalıyor yoksa köpekler mi birbirlerinin boğazını parçalıyor. Alejondra Gonzalez izlediğim diğer iki filminde bir tesadüfle birleştirdiği hayatları bu ilk filminde yine bir tesadüfle paramparça ediyor.3 farklı hikâyenin ortak noktalarını keşfetmeye çalışıyoruz. Aslında çalışmaktan daha çok, keşfedip kendinizde bulabildiğiniz bir noktayı düşünüyorsunuz.


6.City Of Gods (2002)
"bitmek tükenmek bilmez katliam döngüsü''bu film bitmeyen ve tükenmeyen bir katliam döngüsünün gerçek hikâyesidir. Ölümle tanışıklıkları 10 yaşından itibaren başlayan çocukların hikâyesi. Hem katil hem gaspçı hem de mağdur çocukların! Bu film yapıldığı yılda tüm dünya sinemasını alt üst etmiştir gereke senaryosu, gerek hikâyesiyle. Biraz yavaş ilerliyor, yer yer sıkıcı olabiliyor ama gerçeklerin ne kadar acı olduğunu gösteren bir film daha.



7.Seven Pounds (2008)
Kimi yerde insanı duygudan duyguya sokan, kimi yerde hayatı, geçmişi, yaptıkları ve yapacakları hakkında düşündüren ve tabii ki bizleri kendi iç hesaplaşmamızı yapmaya zorlayan mükemmel bir senaryo. Bunun yanında Will Smith'in son zamanlarda gösterdiği en iyi performansta eklenince süper keyifli bir film olmuş. Filmin sonu ise tek kelimeyle mükemmel, izlenmeye değer bir yapıt.




8.The Lives of Others(2006)
GDR adıyla bilinen eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti (Doğu Almanya) hükümeti, çöküşünden beş yıl önce iktidarını ancak son derece acımasız bir kontrol ve gözetleme sistemiyle sürdürebilecek noktaya gelmiştir. Stasi adlı gizli polis servisine bağlı binlerce muhbirin yaptığı ihbarlar sonucunda 17 milyon nüfuslu ülkede 200 bin kişi fişlenerek dosyası tutulmuştur. Hükümetin ve Stasi’nin hedefi, “başkalarının hayatları” hakkında her şeyi bilmektir. Tabi olaylar zaman geçtikte biraz karışır. Bu gözlemi yapan adamın hayatı da değişim gösterir ve film müthiş bir sonla biter!


9.Atonement (2007)
Flashback sahnelerin kullanıldığı, yarısından itibaren tamamen başka bir boyuta götüren klasik aşk filmlerinden bir tanesi daha. Süresinin uzunluğundan dolayı biraz sabır göstermeniz gerekiyor ama gerek senaryosu, gerek oyuncularıyla izlenmeyi hak ediyor...





10.Traffic (2001)
Steven Soderbergh imzalı bir film. Amerika'nın uyuşturucu ile mücadelesinden ve giderek uluslararası bir ticaret ağı kuran uyuşturucu çetelerinden bahseden, karmaşık kurgusu ile içiçe geçmiş pek çok öyküyü perdeye taşıyan ve uyuşturucusu dünyasının mafya ve devlet taraflarından dikey kesitler sunan bir film. Pek çok ders alınması gereken öğe içeriyor ve filmin sonu gerçekten çok etkileyici.2001 yılının en iddialı filmlerinden biriydi.