10.01.2013

Lincoln [2012]

Abraham Lincoln’ün hikayesini bilmeyen yoktur sanırım. Bilmek, okumak ve izlemek arasında fark olacağı aşikar...

Lincoln 2. Kere seçilir ve bundan sonraki amacı 1800’lü yılların başında Amerika’daki kölelik sistemini kaldırmaktır. Muhalefet olanları ikna etmek baya zor olacaktır.
Konuyu önceden biliyor olmak, en azından bir kısmına hakim olmak filmi izlenirliğini kolaylaştırıyor ve bütün dikkatleri D.D.Lewis’in üzerine çekiyor... Uzun boylu kendine özgü ince ses tonuyla konuşan, gereken yerde otoriteyi sağlamak için sert davranan, gereken zamanda çocuklarını bile gözü görmeyecek kadar idealist bir lider. Böyle bir rolü kime vermek isterdiniz?

D.D.Lewis oyunculuk kariyeri boyunca çok fazla filmde oynamamıştır bu nedenden dolayı hiçbir zaman hak ettiği yere sahip olamayacak belki de ya da en azından ben böyle düşünüyorum. Ülkemizdeki film yorumlarını okuduktan sonra görüyorum ki, halen onun kim olduğunu bilmeyen sinema sever! İnsanlar var. Doğru, kimse her oyuncuyu tanımak, onun geçmişini bilmek zorunda değil ki. O zaman bizde izleterek öğretiriz, sorun değil.

D.D.Lewis’i izlemek, bir resital izlemek gibi benim için. Tek kişilik bir show, kocaman sahnede tek başına saatlerce ayakta durması ve ‘’görüşmek üzere’’ diyip gitmek gibi bir olay. Yukarıda değinmek istediğim gibi, filmin konusunun bilinir olması bütün dikkatleri onun üzerine çekmiş ve çekecektir.

İnanılmaz bir film izledim. Biyografi (kısmi bile olsa) filmlerini çok severim ve ‘’Lincoln’’ sanırım o tarzın ulaştığı son noktalardan biri olabilir benim için. 2012 yılında izlemiş olmayı çok isterdim ama 2013 yılına kısmetmiş. Herşeyin üzerine savaş ve tarih kokan filmlerine bayıldığım S.Spielberg de bu işin içine girince o zaman olay farklı bir noktaya geliyor. İki saat kırk dakika boyunca komple bir film izledim. Kurgusu, olaylar, kıyafetler, diyaloglar, ışık, mekanlar...

Bazı filmler vardır, oyuncunun üzerine yapışır ve onu ön plana çıkarır, bazı oyuncular vardır filmi ön plana çıkartır ve film oyuncunun üzerine yapışmış olabilir. Day Lewis’in şuradaki performansı, ona olan hayranlığımın dışında, son 4-5 yılda izlediğim en iyi performans ( Heath Ledger’ı ayrı bir yere koymak zorundayım, kusra bakmayın). Biraz daha taraflı olarak bakmak istiyorum, bu sefer biraz taraflı olabilirim, hakkım var...

1 Şubat tarihinde vizyona girecek olan filmleri saymak isterim;
Django Unchained, The Master, Hitchcock...

8 Şubat tarihinde ülkemizde gösterime girecek olan filmin ne kadar iyi olduğunu anlamak için biraz önce saydığım filmlerden sonra bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Hepsi kıyıdan köşen Oscar adaylığı olan filmler ‘’Lincoln’’ gibi...

Tarihe meraklı olmanız gerekmiyor, sadece izleyin...

6.01.2013

Bourne Legacy [2012]


Tekrar filmlerinin ardından film çekmeyin demiyorum ki… Batman, Superman, Spiderman… Ama yapacaksanız en azından biraz özgün olmaya, biraz da kendi karakterinizi oluşturmaya özen gösterin diyorum sadece… Yeni bir şeyler yaparken eskiden bahsetmek prim yaptırır ve farkındalığı arttırır ama aynısını yapmaya çalışmak işleri zora sokar değil mi?

Haplarla hayatta kalan, bedenlerini ve algılarını geliştiren bir ajan programından bahsediyor film. Ben tam olarak neden kapatılmak istendiğini ne yazık ki anlayamadım bu belki benim suçum belki de yeteri kadar ayrıntıya girilmedi ama sonuç ortada. Bütün ajanları öldürüyorlar, programı kapatıyorlar, bu işte çalışan bilim insanlarını yok etmeye çalışıyorlar ama aralarından biri hayatta kalıyor. İşte o kişi de bizim filmimizin ana parçasını oluşturuyor.

Filme geri dönersek, 135 dakika boyunca sıradan bir aksiyon izlermiş gibi izlettirdiler filmi bana. Hatası demek yanlış olur ama olay dünyada büyük yankı uyandıran ve çok büyük kitleler tarafından izlenen 3 filmin ardından, oraya yamanmaya çalışan bir film yapmalarıdır sanırım. Seyirciyi çoğu zaman gereksiz diyaloglar ile boğan film ara ara heyecanı yaşatmayı başarıyor. Aksiyon sahnelerinin çoğu kovalamaca üzerine geçse de ben biraz daha kişisel aksiyon arardım mesela.

Bunlara ek olarak, filmi izlediğiniz zaman belki siz de fark edeceksiniz, aksiyon sahnelerinin çoğu ilk 3 filmden araklanmaya çalışılmış. Biraz fazla haksızlık ediyorum, izlediğimiz hangi aksiyon sahneleri bir diğer filmi çağrıştırmıyor ya da anımsatmıyor diyebilirsiniz ama işte zaten ilk 3 filmin de farkı tam olarak buradaydı.

Eğer bu filmi ayrı bir film olarak gösterselerdi, mesela herhangi bir projeye ait, farklı ajan türlerini içerseydi o zaman biraz farklı olabilirdi. Eğer ‘’Bourne’’ ismini kullanarak böyle bir projeye giriyorsan Jason Bourne’yi biraz göstermeleri gerekirdi, sadece bir vesikalıktan ibaret olmamalıydı olay.

Jeremy Renner biraz geç keşfedildi ne yazık ki. 4-5 sene öncesine kadar sorsanız, hangi filmlerde oynadığını hatırlamam imkansız olurdu. Geç olsun güç olmasın diyerek bu filmde sergilediği oyunculuğa bayıldığımı söyleyebilirim. Gerek aksiyon sahnelerinde, gerek tek kişilik oyunculuk performansını çok beğendim. Matt Damon olsaydı şöyle olurdu, o böyle yapardı diye hayıflanmak yerine, güncel dönemde oynayan oyuncuyu onun yerine geçirmek yerine keyfini çıkartmak gerekiyor. O biten bir projeydi ve kapandı. Bu ise belki baştan başlayan bir proje olacak..

Tatmin etmedi ama en azından rezalet değildi. İzlenmeye değer bir aksiyon filmi diyebilirim, tek yapılması gereken çok büyük beklentilerle gitmemek ve ilk 4 film ile arasında çok çok büyük bağlantılar kurmayı beklememek gerekiyor.

5.01.2013

Dredd [2012]


Dünya Atom Çağı’na girdiğinde insanlar megapollerde yaşamaya başlamıştır ve suç oranları inanılmaz derecede artmıştır. Suçlularda polisler ilgilenmektedir ve suç karşısında sınırsız yetkileri vardır. Normal gibi gözüken bir günde, bir megapolde 3 cinayet yaşanmıştır. Yargıç Dredd ve yeni çaylağı olayla ilgilenmek isteyeceklerdir.

Ben bu tarz filmlere kuru aksiyon filmi diyorum. Ne olacağını bildiğiniz halde izlemeye devam edersiniz ya hani o cinsten. Sigara gibidir, herhangi bir getirisi yoktur ama içtiğim zaman zevk alırsın ya işte aynen öyle.

Kapalı mekânda geçiyor, süper silahların kullanıldığı, yerel halkın figürandan öteye gidemediği son derece tek düz bir konu. Başlangıçta zaten sonunda ne olacağını tahmin edebiliyorsunuz ve spoiler olacaksa bile; o kadar doğru tahmin ediyorsunuz ki… Sürekli acaba bir değişim olacak mı, bir twist olacak mı kahramanımız ters köşeye yatacak mı diye bekliyorsunuz ama yok, olacak gibi değil.

Aksiyon sahnelerinin basitliği ve efektlerin yalınlığından bahsetmeme gerek yok. Tek mekânda çekelim ama olabildiğince burayı kullanalım demişler. Ben normal olarak izledim, 3D olanını izlemeyerek çok bir şey kaybettiğimi de düşünmüyorum.

İyi izleme denemeleri…

4.01.2013

Rust And Bone [2012]

Katil balina eğitmeni Stephanie ile 5 yaşındaki oğluyla birlikte yollara düşen evsiz ve parasız kalan Ali’nin yolları bir gece kulübü kavgası sonrasında kesişir. Stephanie ve Ali, ilk başlarda birlikte olamayacak iki insandır ama Stephanie akvaryumda bir kaza sonucu 2 bacağını da kaybeder. Aralarındaki dostluk, güzel bir hikayeye dönüşecek midir ?

Ne bekliyoruzzzzzzz?

Evet; her şeyden önce belirmek istiyorum film o kadar da ağır dram filmlerinden değil. Daha doğrusu öyle uyarlanmamış, hem senaryosu hem de seyirciye bırakmak istenilen etki. Herkesin izlemesi ve en sonunda yorumu da kendiniz yapın gibilerinden olmuş.

Hayatın her an sürprizlerle dolu olacağını bir kere daha anlıyoruz. Hayal kırıklıkları, yeni başlangıçlar ve hatta ufacık bir umut bile insanların hayatını nasıl da değiştiriyor değil mi? Bacaklarını kaybetmesine karşın Stephanie karakteri klişe davranış, duygu ve konuşmalardan uzak duruyor ve başlarda biraz bocalasa bile hayatı ne kadar sevdiğini kanıtlarcasına devam etme çabasında. Yani yukarıda da bahsetmeye çalıştığım gibi sizi ağlatacak ya da derin düşüncelere daldıracak bir film kesinlikle değil.

Konusu biraz boş ilerliyor gibi gelebilir ama gene de kendini izlettirmeyi başarıyor. Benim düşüncem ise; bu filmi izledim beğendim ama izlemesem hiç bir şey kaybetmezmişim, kendi halimde yaşamaya devam edebilirmişim. En azından gerçekçi bir film izledim, sade ve yalın bir anlatımı vardı diyip geçebilirim.

Unutmadan Marion Cottilard’ı izlemek bir zevktir…

3.01.2013

2012 Yılında İzlediğim En İyi 30 Film [10-1]


1. Incendies [2010]
1+1 kaç eder?
2010 yılına ait bu filmi çok geç izledim ne yazık ki. İlk 30 filmi sıraladıktan sonra listenin başına burayı gerçekten en çok hak ettiğini düşündüğüm, en çok etkilendiğimi ve diğerlerine göre daha az kısmını unuttuğumu düşündüm filmi koymam gerekirdi.
1+1=2 eder ama ya 1+1=1 olursa? O zaman ne yaparsınız?


2. The Avengers [2012]
Kişisel bir liste hazırlıyorum ve eğlenmek benim hayatımda çok büyük bir önem taşıyor. Bu nedenle bu yıl izlerken en çok eğlendiğim filmi bu listede yukarılara koymama çok da sorgulanamaz sanırım. Amerikanın dünyayı kurtarmasıyla, kadrosundaki isimlerle, hikayesiyle alakası yok, bundan daha çok sunduğu kahramanlar, diyaloglar, çekimleri ile beni güldürmeyi ve eğlendirmeyi başardılar.

 3. Skyfall [2012]
1999 yılından itibaren bütün Bond serilerini izledim. Elbette ki bu marifet değil, hatta hepimizin yaptığı bir şeydir diye düşünüyorum. Beğenenler ya da beğenmeyenler olabilir, bu filmin burada olmasının 2 nedeni var… Adel ve Bardem…
Adel’in nefis şarkılarıyla izlenirlik seviyesini yükselttiği film 99 yılından beri olan Bondlar arasındaki en iyi film olduğunu düşündüğüm için bu listeye aldım. D.Craig’den daha fazla J.Bardem’in performansının konuşulduğu film bu yıl içinde izlediğim en iyi 3cü film.

 4. J.Edgar [2011]
Biyografi filmlerine özel bir ilgim var. Bunu her şartta ve koşulda açıkça belirtiyorum. 2012 yılında izlediğim en güzel biyografi filmini de gene en üstlere taşımak gerekirdi. Senenin başlarında izlemiş olmama rağmen unutamadığım bu güzide film ve L.Caprio’nun mükemmel performansı.


 5. Dark Knight Rises [2012]
Senenin en büyük hayal kırıklığı…
Bir önceki filmi ‘’Son 10 Yılın En İyi Filmi’’ yazımda çok üstlere yazmıştım. Ondan daha iyisi yapılacaksa bu ne olabilir diye düşünürken Dark Knight Rises geldi… Beklentilerimi karşılamadı, filmdeki bir çok sıkıntıyı haftalarca hatta aylarca konuştuk. Kıyaslama noktası 2008’deki film olduğundan dolayı, ne yazık ki listenin biraz gerilerinde kalmak zorunda kaldı.
Bu kadar kötülerken unutmamak gerekiyor, bunlardan daha iyisi zaten yapılamaz…


 6. Argo [2012]
En çok eğlendiğim, biyografi, aksiyon, dram, senaryo derken sırada yaşanmış gerçek hikayeler kısmına geldik. Argo bu sene çok beğendiğim ‘’ gerçek hayattan alıntıdır ‘’ filmi olmayı başardı.
Oyuncu performansları konusunda çok iyi şeyler söyleyemeyecek olsam da, o kadar zor bir durumdan o insanları kaçırabilmek ve bu konuda yapılan zekici oyun gerçekten takdir edilir. Anlatım, kurgu, senaryo öğelerinin ortak paydada en harika ve kusursuz bir biçimde kesiştiği filmlerden biriydi.

 7. The Artist [2011]
Bu yıl sinemada izlediğim 5-6 filmden biri. Beklenilen etkiyi yeteri kadar yaratmadığını düşündüğüm filmlerden biri daha…
Siyah beyaz filmleri hayatım boyunca sevmedim, sevemedim ama bu filmin bende bıraktığı etki bambaşkaydı. Sinemanın, nasıl sinema olduğunu, sessiz dönemden sesli sinema dönemlerine geçişin ne kadar zor olduğunu anlatan harika bir yapıt olduğunu söyleyebilirim…

8. A Serbian Film [2010]
Rahatsız eden filmleri çok sevmeyiz ve giydirmeye bayılırız her daim. Ama bu tamamen farklı… Muhtemelen tamamını izleyemeyenler, yarıda bırakanlar, bu nasıl film diyenler olmuştur ama sabredilip bir kere izlenmesi gerekenlerden…
Porno sektörüne tepki olarak yapılan bir film, ancak bu kadar rahatsız edici olabilirdi.


9. The Man From Nowhere [2010]
Uzakdoğu filmlerini izlemek benim için işkenceden farksız olsa bu filmi biraz farklı bir yere koymak gerekiyor. Aksiyon sahnelerinin gerçekçiliğini, karakterlerin birbirine uyumlarıyla birleştirip üzerine biraz dram koyunca efsane olabilecek filmleri yapan gene onlar oluyor.
Yılın sonlarına doğru izleme fırsatı bulduğum film, aksiyon olarak bana istediğimden fazlasını verdi. Mutlaka izlenmesi gerekenler arasında.

10. Safe House [2012]
D.Washington döktürmesi bir film daha… Sürükleyici ve aksiyon sahneleri tatmin edici. Ryan Reynolds’un oyunculuğu ve Washington ile olan uyumları mükemmeldi.

2.01.2013

2012 Yılında İzlediğim En İyi 30 Film [20-11]


11. The Vow
İşte benim için yılın en dokunaklı aşk filmi. Nasıl olurda sevdiğim kıza bakıpta gitme vakti derim? Hangisi daha zor olurdu, unutulan tarafta mı olmak yoksa hatırlamayan tarafta mı olmak.
Hafızasını kaybeden sevgilisine kendisini tekrar hatırlatmak, tekrar tanışmak hiç bu kadar zor olmamıştı belki de…



12. The Lucky One
Irakta 3 kez ölümden dönen bir denizcinin, daha önce hiç tanışmadığı bir kadının fotoğrafını bulması ve onu aramasıyla başlıyor. Düz olarak bize verilmeye çalışılan aşk-dram filmlerinden biraz farklı olarak ilerliyor ve bammm… Sonuç olarak muhteşem bir film olmasa bile, kendi örneklerinden biraz farklı olması sayesinde bu listeye girmeye hak kazananlardan biri.



13. The Hobbit [2012]
Yüzüklerin Efendisi filmi benim için yılda izlediğim 10-20 filmden hiçbir farkı yok, olmamıştır. Tarz meselesi değil mi sonuçta… Her ne kadar beğenmesem de, rezalet 3D olsa da, hak edene saygı göstermek adına bu listeye almak zorunda hissettim kendimi.



14. Looper [2012]
Yılın son çeyreğinde izlediğim, geçmiş ile gelecek arasında geçen harika bir film daha. J.G Levitt ve yılların yaşlandıramadığı, çöpe dönüştürdüğünü düşündüğüm B.Willis’den harika bir film daha…
Senaryosu ve kurgusuyla izlenmeyi hak eden, daha önce çok sık izlemediğiniz tarzda aksiyon-bilim kurgu filmi demek çok hata olmaz.



15. Project X [2012]
Gençler, eğlence, seks… Bu 3’ünü birleştiren rezalet filmler izledikten sonra hayatımıza Hangover 1-2 gibi 2 film girdi ve bakış açımızı tamamen değiştirdi. Bu yıl bu konuyu birleştirebilen en iyi film Project X olarak geldi bana. Eğlence amacıyla verilen bir partinin bu kadar çığırından çıkacağını kim düşünebilirdi?



16. Lawless[2012]
Eski zamanda geçen, yaşanmış bir gerçek hikaye daha… İçki kaçakçılığı ve üretimi yapan bir ailenin erkeklerinin başından geçen ufak bir kesit… Dipten başlayarak nasıl büyük bir egemenlik kurduklarını, yaşadıkları acıklı hikayeleri anlatan film, tam bir efsane…



17. Rust and Bone [2012]
Bir kaza sonucunda bacaklarını kaybeden bir kadın, hayatını bir şekilde dövüşerek kazanmaya çalışan eski bir boksörün hayatı kesişirse neler olur? Aşk ve dram olarak nitelendirmeye çalıştığım ama tam olarak o kategoriye sokamadığım film, sürükleyici ve izleyiciyi tatmin eden türde.



18. Flight [2012]
Yılın kapanış filmi benim için. Alkolik olan pilotumuz uçağını efsane olacak bir biçimde indirir. Ama o kadar insanı kurtarmasına rağmen 4 ölü olması ortalığı biraz karıştıracaktır.
Yalan ile devam eden hayatını artık bir noktada düzeltme zorunluluğu olan pilotumuz, bunun gerekliliğini yerine getirecektir.


19. Deadfall [2012]
Bir kaza ve birleşen birbirinden farklı hayatlar… Bu yıl çok iyi örneklerini göremedik ne yazık ki ‘’birleştirme senaryo’’ filmlerin. Elimizde ki en iyi örnek Deadfall kaldı. Sürükleyici ve yok artık diyebileceğiniz bir sürü olayı bünyesinde barındırıyor. Çok iyi değil ama izlenmeye değecek cinsten.


20. Savages[2012]
En iyi malı üretebilen 2’li ve ikisinde aşık olduğu ( tam olarak öyle olmasa bile) bir kadın… Araya giren ve bu olaydan rant sağlamak isteyenlerin kızı kaçırmasıyla başlayan film… Sürükleyici bir aksiyon daha…

1.01.2013

2012 Yılında İzlediğim En İyi 30 Film [30-21]

Merhaba…
2012 bitti ve artık 2013 yılını yaşamaya başladık… 2012 yılı sinemasal açıdan benim için çok iyi geçmedi, okul sayesinde çalkantılı geçen hayatım beni geçen yıllara göre çok az film izleme imkanı verdi ne yazık ki. Elimden geldiğince vizyon filmlerini ve kenarda köşede sıkışmış Avrupa filmlerini izleme imkanı elde etmeye çalıştım.

2012 yılı bitmişken bir liste hazırlamak istedim. Şu aralar internette hemen her yerde ‘’2012 Yılının En İyi Filmleri’’ başlıklarını her yerde görebilirsiniz. Böyle bir liste hazırlamak çok adil olmazdı çünkü yıl için henüz Türkiye’de vizyona girmemiş olan filmler var ve malum her yıl olduğu gibi en iyi filmler 2012 yılının Kasım ve Aralık ayına yığılmış durumdalar.

Bu yüzden ben de ‘’2012 Yılında İzlediğim En İyi 30 Filmi’’ sıralamaya karar verdim. Atlamış olduğum ya da sizlerin izlediği ama henüz benim izleme şansım olmamış olan filmler olabilir. Yukarıda da açıklamaya çalıştığım gibi bu sene izleme sayım baya düştü, ama gene de çok güzel filmler izlediğimi belirtebilirim…
İşte benim listem, izlenmezse olmazlarım…


21. End of Watch [2012]
Yaşanmış gerçek hikayeler bir yana, gerçek hikayeleri yaratmak bu filme daha doğru bir söyleyiş olurdu. 2 polis memuru, 2 çok iyi arkadaş. LAPD bürosuna bağlı olan bu polislerin her gün karşılaştıklarını kameraya çekmesi…

Polisler üzerine yapışmış en iyi filmlerden biri olarak değerlendirdiğim sinema yapıtı, kendine çok üst sıralarda yer bulamadı belki ama mutlaka izlenmesi gerekenlerden biri.



22. The Tall Man [2012]
Kasabadaki çocuklar bilinmeyen bir nedenden dolayı kayboluyor ama neden… Thriller-Crime tarzı denilen bu film sürükleyiciliyle ve bilinmezliğiyle beğenimi fazlasıyla kazandı.


23. Like Crazy [2011]
Ulaşılmaz aşklar vardır ya hani.. İkiliyi bu sefer çıkan bir vize problemi ayırır ve tekrar birlikte olmak için, aşklarını sınamaları gerekmektedir. Bu yıl içinde izlediğim en iyi 3 aşk filminden biri.



24. Perfect Sense [2011]
Hayatınıza tam olarak uyan eşi bulduğunuz zaman, dünya da bir hastalık baş gösterir ve bu hastalık sayesinde insanlar duygularını kaybetmeye başlar… Sadece bu yıl değil tüm zamanlarda izlediğim en iyi aşk filmlerinden biri.. Mutlaka izlemeniz gereken türde…



25. Battleship [2012]
Diğer bir kahramanlık hikayesi bilim kurgu daha. Bildiğimiz amiral battı filmiyle bağdaştırılmaya çalışılmış ve zekice hazırlanmış bir aksiyon filmi de denilebilir. Konusu ve işlenişiyle çok beğendiğim, çekirdekle beraber izlenilebilecek filmlerden.



26. Act of Valor
Savaş filmlerinden nefret ederim. Bir tarafın güçlü diğerinin güçsüz gösterilmesi çoğu zaman zevk vermez ama bu onlardan değil. Gerçekçiliğin son noktası olarak görülebilecek bu filmin benzerini daha önce hiç izlememiştim ve hiç bu kadar çok zevk vermemişti.
Savaş filmlerine önyargılı bakıyorsanız, bunu denemeniz gerekir.



27. The Words [2012]
Kitap yazarı olan karakterimizin tam da köşeye sıkıştığı anda eline geçen harika hikayeyi değerlendirmesi sayesinde film başlıyor. Ama bir dakika… Ya bu yazdığı hikaye başka birinin hikayesi ve daha kötüsü onun hayatını anlatıyorsa…



28. Hesher [2010]
13 yaşında, trajik bir şekilde ailesini kaybeden bir çocuğu ve onun hayata tutunmaya çalışma çabalarını anlatıyor. Aslında bir nevi biyografi olarak da değerlendirebileceğiniz türden…



29. Warrior [2011]
2 boksör ve kapışmaları… Boksör filmleri çok izledik ama spor ve dram’ı bu kadar iyi birleştirebilen film daha öncelerinde çok da yok açıkçası… 

30. Dream House [2011]
Akıl oyunlarını sevenler için çok iyi bir film… Başlangıçta her şey ne kadar beklenmedik ve kolay tahmin edilebilir gözükse de ilerledikçe sizi daha çok içine çeken tam bir karmaşa diyebilirim.
Mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri.. Mistik olaylar çok ilgimi çekmemiştir, bu yüzden son sıralarda yer vermek zorunda kaldım

4.12.2012

Deadfall [2012]

O kadar çer çöp film izledikten sonra bu biraz olsun beni mutlu edebilecekler kategorisindendi…

Konusu şöyle; iki kardeş olan Addison ve Liza kumarhane soygunundan kaldırdıkları ganimetle Kanada sınırına doğru giderlerken kaza yaparlar ve kışın soğuğunda ortada kalırlar. Aynı sırada hapishaneden yeni çıkan boksör Jay, şükran günü için ailesinin yanına gitmek istemektedir. Birbiriyle tamamen alakasız olarak gözüken insanların yollarının nasıl kesiştiğini konu alan film, ilk başlarda fazlaca durağan gözükse de sonlara doğru hızlanıyor.

Farklı hikayelerin birleşimlerini izlemeyi çok severim özellikle son yıllarda bu tarz denemeler çokça yapılmaya başlandı. Elbette aralarında gerçekten çok başarılı olanların olmasının yanında gerçekten çöp olan filmlerde yok değil. Bu film vasatın üstü diyebileceğimiz, izlediği zaman seyirciyi sürükleyen ve mutlu eden cinsten.

Konu elbette aşırı derecede klişe olmasına rağmen, film ilerledikçe ortada dolaşan bir sürü karakterin en sonunda nasıl birleşeceği merak konusu. Ama ne yazık ki filmin sonunda ne olacağını merak edemiyorsunuz çünkü daha ilk 30 dakikada bu çok net bir şekilde ortaya çıkmış oluyor, bu kısmı biraz üzücü.

Mantık hatalarını saymak istemiyorum çünkü aramaya gerek yok, şu filmden biraz keyif almak varken oturup da burada hataları tartışmak şu şöyle olsaydı bu nasıl böyleydi demek çok saçma oluyor. Zaten göze de o kadar fazla batmıyorlar.

Ailecek oturulup, çekirdek, mısır, kabuklu yemişlerle beraber keyifle izlenilecek bir film olduğunu düşünüyorum, ben beğendim, bu tarzı deneyen ve yapmaya çalışan yönetmenlere her zaman saygım vardır.

2.12.2012

Savages [2012]

Bu hikâyeyi anlatıyor olmam, sonunda hayatta olduğum anlamına gelmez!

Yönetmenliğini Oscar ödüllü yönetmen Oliver Stone’nin üstlendiği, Travolta, Hayek, Del Toro gibi isimleri barındıran filmi dün gece geç saatlerde izledim. Dram-Gerilim-Suç türlerini içinde barındıran filmin konusuna gelecek olursak; Ben ve Chon birbirlerine bağlı iki yakın arakdaştır ve uyuşturucu işindedirler. Bu iki arkadaşın Ophelia adında güzel bir kız ile farklı boyutlarda ilişkileri vardır. Ophelia her ikisini de idare etmekte iki arkadaş ise bu durumdan hiç şikâyetçi olmamaktadır. Bir gün Meksika uyuşturucu baranları iki arkadaş ile ortalık yapmak isteyecektir ama ikilinin buna yanaşmaması nedeniyle kızı kaçırırlar.

Önce hikâyeyi biraz anlıyorsunuz ve ardından hemen olaylar başlıyor. Filmden atraksiyon bekliyorsanız hemen söylemem gerekiyor ki gereksiz beklenti içine girmiş olursunuz. Konu olgunlaştıktan sonra zaten çok rahat bir şekilde filme dahil oluyorsunuz ve bütün karakterleri belirli yerlere oturduktan sonra filmin en zevkli kısmı başlıyor.

Meksika uyuşturucu kartelleri gerçekten de kendilerine karşı sorun oluşturacak insanlara işkence ederek kaydettikleri görüntüleri rakip oldukları çeteleri korkutmak amacıyla kullanıyorlar. Filmde de görüleceği üzere kesmeli biçmeli ve bol kanlı sahneler var, önceden uyarmakta fayda var ama insanı o kadar etkilemiyor diyebilirim. Bunun yanında eğer senaryo anlamında filme bakacak olursan biraz zayıf kalmış diyebilirim, iyiydi ama eksikti. Biraz daha diyalog eklemesiyle ve biraz daha olayı derinlere inerek anlatmaya çalışmakla bu sorun rahatlıkla çözülebilirdi diye düşünüyorum. Mesela erotik sahne kullanımları araya çerez olsun diye konulmuş, hissiyat ya da herhangi bir anlam içermiyor ne yazık ki.

Sonuç olarak 2 saat 22 dakika süresiyle biraz uzun sayılacak ama izledikçe sonunu merak edebileceğiniz cinste bir film diyebilirim, ben beğendim ve şiddetle tavsiye ediyorum. Del Toro’yu izlemek gerçekten büyük bir zevkti.

1.12.2012

End of Watch [2012]

Los Angeles polis departmanında çalışan iki genç polisin bir operasyondaki keşifleri sonrasında uyuşturucu mafyasının hedefi haline gelmelerini konu alırken, dostluğun ailenin ve cesaretin önemini anlatıyor. Yakın dost olan Taylor ve Zavala, her gün çıktıkları devriye esnasında yaşadıkları bir olay onları geri dönülemez bir yola sokacak, hayatlarını alt üst edecektir.

Filmi ya çok seversiniz ya da gerçekten sevmezsiniz, bunun ortasını bulabileceğinizi düşünmüyorum. Filmin çok büyük bir kısmı hareketli kamerayla çekilmiş, hatta el kamerasıyla. Şimdi şöyle bir durum var hareketli kamera ve el kamerası arasında fark var. Dogme 95 tarzı filmleri bilirsiniz hani naturel çekilenler ışık, kamera, açı ayarlaması vb yapılmadan ama bu biraz daha farklı. Bir süre sonra mide bulanmaları ya da baş dönmesi gibi durumlar oluyor bende, sıkıntı basıyor…

End of Watch filmini izlediğinizde aklınıza Washington ve Hawke ikilisinin oynadığı Training Day filminin gelmesi lazım. Temelde çaylak olan polislerin Los Angeles eyaletinde devriye attıkları sürede başlarına gelenlerden bahsediliyor, ama çok fazla rutin olarak devam ediyor film. Ne zaman aile olaylarından konu açılıyor, devriye dışındaki hayata dalıyor film o zaman da polislerin zor hayatlarına dahil oluyorsunuz, anlamaya çalışıyorsunuz.

Filmde güzel sahneler var, el kamerasıyla çekimlerin ekmeğini bolca yemişler diyebilirim. Çok büyük heyecan arayan ya da aksiyon sahneleri arayanlar için doğru bir seçim değil ama ben gene de bir göz atılması gerektiğini düşünüyorum. Mutlaka göz atılması gereken 2 sahne söylemek istiyorum biraz ilgi uyandırması açısında çünkü zaten filmin belirli bir senaryosu olmadığından dolayı spoiler olarak değer kazanmayacaktır.

1.Zavala’nın suçlu ile yaptığı anlık dövüş
2.Yanan evden Zavala ve Taylor’un çocuğu kurtarma çabaları

Ne olduğu belirsiz Donnie Darko filminden yoksa oynadığı projeleri seçerek devam eden ve artık önemli rollerin adamı olan Jake Gyllenhall için söylenecek fazla bir şey yok. İzlemenin keyfine varmak gerekiyor.

İlginç bir film olmuş, oturup izlemeye değer, zaten süresi de o kadar uzun değil.