3.10.2010

A Prophet [2009]

Hapishane filmlerinin etkisi bende hep başka olmuştur. Tam olarak açıklayamıyorum belki de ama şöyle nedenler sayabilirim. Hapishaneleri biliyorsunuz, dışarıyla bağlantınız kesilir, bir sürü erkek vardır, zorunlu bir hayat ve geçmek bilmeyen zaman. Sanırsam özgür olmayı sevdiğimden dolayı, elimdekileri kaybetmekten fazlasıyla korkuyorum ve bu da doğal olarak bu tarz filmler konusunda hassasiyet kazanmamı sağlıyor. Konuyu fazla uzatmadan hikâyemizin ne olduğuna geçelim istiyorum.

Bir Arap genci, sokak genci demek daha doğru olur, kimsecikleri yok ve işlediği bir suç yüzünden hapse düşüyor ve 6 yıla mahkûm oluyor. Daha sora hapishanede ilk olarak mecburi bir şekilde pis bir işe bulaşıyor ve....


2.10.2010

Bullet [1996]

Normal, kıyıda köşede kalan filmleri bu kadar merak edip daha sonra başına oturmak ve izlemenin sonu genelde bu oluyor. Tüm geçmişteki kötü deneyimlerime rağmen bunu bir türlü öğrenemedim ve hayal kırıklıklarıyla dolu film izleme seyanslarıma işte bu yüzden devam ediyorum!

Brody, Rourke gibi adamların olduğu bu filmi merak ettim. Hapisten çıkan Bullet ortalıkta dolaşmaya devam ediyor ve eskiden kanlı-bıçaklı oldu adamla tekrar bir münasebetleri oluyor. Filmin konusu bu, evet bitti...

1 saat 36 dakika boyunca bir aksiyon, bir şeyler olsun bekliyorsunuz ama yok. Düzgün bir senaryoya bağlı olarak gidiyor her şey ama ortada dolaşan hikâye nedir? Hapisten çıktıktan sonra genelde bu tarz filmleri bir intikama ya da başka bir olaya bağlansa hadi en azıdan biraz seyir zevki verecek dersiniz ama öyle bir şey yok. Hele ilk 1 saatten bahsetmek bile istemiyorum. Sanki başrol oyuncularımız ortalıkta dolaşıyor ve ne yapacaklarını resmen bilmiyor. Hiçbir mantık yok ortada...

Aksiyon filmi demişler ama koca filmde bir tane bile aksiyon sahnesi mi olmaz. Hataları zaten saymak istemiyorum. Sağ elle sopayı tutarken bir anda sol elle inanılmaz vuruşlar mı dersiniz, elde olmayan sigaranın bir kamera açısıyla ele yerleştirilmesi ya da çözük olan pantolon sahnesinin bir sonrasında kemerin bile yerinde olmasından mı bahsedeyim. Daha fazla uzatmak hiç istemiyorum.

Böyle bir filmi yok sayıyoruz. Bende böyle bir yazıyı hiç yazmamış olayım, karşılıklı anlaşalım.

1.10.2010

Exam [2009]

” Sadece bir soru! ”

Milyon dolarlık bütçelerle yapılan filmleri her gün izliyorsunuz, sinemaya giderek onlara para veriyorsunuz ve daha sonra onları beğendim ayağıyla sinema salonlarından ayrılıyorsunuz. Sanıyorsunuz ki göz alıcı efektler, milyon dolarlar ödenerek oraya konan oyuncular ve 5 para etmez Hollywood ( hepsi için değil tabi ki ) senaryoları çok mükemmel, eğlendiniz ve o filmi yıllar boyu hatırlarsınız. Biraz kendime öz eleştiri yapmam gerekiyorsa, bende severim bunları. Evet, ”Avatar” gerçekten paranın gücünün ve teknolojinin ulaştığı en son noktaydı. Güzel miydi? Rezaletti, ama sonuçta bir yapım olarak ona saygı göstermem gerektiğini biliyorum. Klasik polis kaç aksiyonları? Hapishane kaçmaları, hırsızı yakalama....

29.09.2010

The Human Stain [2003]

Film için söylenebilecek tek bir şey var benim, bizim adımıza: ”biz bu filmin zamanını kaçırmışız”. Yıl olarak değil yanlış anlamayın, biz filmde işlenen hikâyeyi, davayı kaçırmışız. Irkçılık olaylarına, Yahudilik kavramına ve o zamanlarda çıkan olayları kaçırdığımız ve konuya hâkim olamadığımızdan dolayıdır ancak. Ama gene de bir anlamayı deneyelim isterim kendi adıma;

ABD’nin en itibarlı üniversitelerinden birinde iyi bir kariyeri olan Coleman Silk seçkin bir profesördür. Bir gün bir ders sırasında öğrencilerden birine konuyu yanıtlaması için izin verir ama öğrenci yoktur. Öğrenci okula 2 haftadır gelmiyor ve Coleman öğrenciyi görmemiştir bile...


28.09.2010

Best Movie Quotes #8

Muhtar İbrahim - Zina ile suclaniyorsun, masum oldugunu ispatlayabilir misin? Soraya -Suclamayi yapan onlar, onlar ispatlasin sucumu. Muhtar -Eger ki bir kadin kocasi tarafindan itham edilmisse, masumiyetini ispatlamak kadina duser, yok eger kadin kocasini itham ediyorsa kocasinin sucunu ispatlamak da kadina duser. Zehra - yani butun kadinlar suclu, butun erkekler
sucsuz.



Stoning of Soraya [2008]

27.09.2010

Paralel Life [2010]

Tamam, uğraşmayın nasılsa orijinal ismini okuyamayacaksınız. Paralel hayatlar demek yeterli. Bir cuma akşamı elime jiletimi ve kırbacımı alıp ekran karşısına bu filmi izlemek üzere oturdum. Yıllardır sinema izlememe ve artık olgunluk dönemime girdiğimi düşünmeme rağmen bırakamadığım bazı huylar ya da alışkanlıklar var. Belki bunlara eksik bile diyebiliriz. Uzakdoğu filmleri çekilmiyor arkadaşım. Yok, İngilizce olsun Türkçe olsun konuşmalar olmuyor. Akıl sürekli (İngilizce filmler yüzünden) konuşmalara gidiyor ve altyazılar kaçıyor. Buna dikkat etmek isterken film kaçıyor. Uzatmayalım daha fazla; film Kim Seok-Hyeon (Ji Jin-Hee) Kore’nin 36 yaşında atanan en genç ağır ceza mahkemesi yargıcıdır. Akılcı hükümleriyle ünlüdür. Kim Seok-Hyeon’un bir de güzel bir eşi (Yun Se-Ah) ve kızı vardır.....

26.09.2010

Best Movie Quotes #6


"Ben sevdiğim kadın için en iyi dostumu sattım, ya sen ne yaptın?"

Eşkiya [1996]

25.09.2010

The Invention of Lying

Pek şahane bir film ile bir de uzun bi aradan sonra yeniden karşınızdayım. Aslında en az bu film kadar seyri güzel başka bir film olan "Love and Other Disasters"ı yazacaktım ama onu en az bir kere daha izlemem gerekiyor, neyse kısmet bu filmeymiş.

Efendim şimdi film yalan söylemenin icat edilmesi başlığına sahip ama tabi ki öyle bir durum yok. Yani evet hiç kimsenin yalan söylemeyi bilmediği bir dünyada geçiyor mevzu ve evet başrol oyuncumuz dışında yalanın ne olduğunu bilen kimse yok. Bu açıdan zaten film çok eğlenceli.------ azcık spoiler----Mesela adam bankaya gidiyor diyor ki benim hesabımda üç bin dolar var ve kontrol edildiğinde 300 dolar olduğu ortaya çıkıyor, normal şartlarda adamın bankadan kovulması lazım fakat invention of liying dünyasında " ah efendim kusura bakmayın herhalde sistemde bi sorun oldu buyrun üç bin dolarınız" diyor----spoiler bitti----

Filmin eğlenceli tarafı bu ama bir de eleştirel bir tarafı var ki, o çok daha eğlenceli. Filmi tek bir cümle ile özetleyecek olursak, bu film Hristiyanlığın palavradan ibaret olduğuna inanan insanların çektiği bir film. Bunun dışında söyleyeceğim her şey çok acayip spoiler olacak o yüzden konuya daha fazla bulaşmıyorum. Film İngiltere'de geçiyor ki filmi sevmemiz için başka güzel bir sebep, şayet yapabiliyorsanız ingilizce altyazı ile izlemenizi tavsiye ederim zira ingilizcesi çok daha komik türkçesi aynı komiklikte olur mu bilemiyorum. Filmi izlerken hristiyanlığın islamiyete benzeyen taraflarını gördükçe bi iç hesaplaşma da yaşanabilir ama tabi bu durum filmin ne kadar ciddiye aındığıyla ilgili bir durum, ben düşünmedim değil, belirteyim.

Bütün bunların dışında filmin bir güzel tarafı da mini rollerde Amerikalı, sevdiğimiz oyuncuların hem de ingiliz aksanı ile karşımıza çıkıyor oluşu. Sırasıyla Philip Seymour Hoffman, Jason Bateman ve Edward Norton mini minicik rollerde oynuyorlar. Başrollerde ise Ricky Gervais ve Jennifer Garner var, ki her ikisi de oldukça başarılı bir performans sergiliyorlar. Ricky Gervais filmin hem yazarı hem de yönetmeni ve dehasını takdir etmemek mümkün değil. Zira filmdeki bütün detaylar o kadar esprili o kadar incelikli düşünülmüş ki, insan izlerken vay be diyor, yani en azından ben dedim. bu filme puanım 9 kanka. izlemeyen kalmasın bence.

Son olarak, filmi izlememe ön ayak olduğu için Hulusi'ye buradan teşekkür ediyorum. Sağol.

Tatil Kitabı [2008]

Biri bana bu filmi al-izle-ver dese, büyük olasılıkla izledikten sonra bana bunu diyeni komaya sokarım ya da o tarz bir ”cd”yi geri verme tarifesi uygularım. Film;

Tatil Kitabı, Silifkeli bir ailenin bir yaz boyunca başından geçenleri, daha çok ailenin küçük oğlu Ali’nin bakış açısını ön plana çıkararak anlatıyor. Filmin olay örgüsü, Ali’nin sert mizaçlı babası Mustafa ile ailenin diğer üyeleri arasındaki gerilimler üzerine kurulu. İstanbul’da askeri lisede okuyan büyük oğlu Veysel’in askeri okulu yarıda bırakarak üniversite sınavına girme isteğine şiddetle karşı çıkan Mustafa, çekingen ve içine kapalı bir çocuk olan Ali’yi de yaz tatilinde çalışıp kendisi gibi ticaret öğrenmeye zorlar. Daha sonra babası Silifke’ye dönerken beyin kanaması geçirir ve ağzından çıkan 2 laf ortalığı bir kere daha karıştırır…