17.12.2009

2012 [2009]

Öncelikle son günlerde o kadar çok 2012 duymuştum ki ve her duyduğumda Karşıyaka'nın bu yılla ilgili bestesi gelir aklıma gülerim, bir yazımızda gereksiz bilgi içermeden bitmesin istedim. Neşeli Hayat yazımı okuyanlar bu filme girmek için neler yaptığımı bilirler. Efendim o gün girememiştim filme fakat bir perşembe sabahı saat 11.00'da tek başıma izledim filmi, hırs yaptım. O gün o saatte salonda bulunan 6-7 liseli, tek amaçları boş salonda yiyişmek olan ergen gençleri rahatsız ettiğim için özür dilerim, sanırım anne ve babamdan da özür dilemem gerek.

Filmin konusundan başlayalım. Mayalılar, evet. 2012 diyen her 100 insandan 93'ü mayalılar da diyor bunu biliyor muydunuz? Öhöm, şey bu mayalılar takvim yapmış ve takvimdeki son yıl 2012. Filmde bir jeologun tespitiyle başlıyor ve dünyanın yavaş yavaş sonuna geldiğimiz uyarısı yapılıyor. Bu jeologun yakın arkadaşı olan Adrian (Chiwetel Ejiofor) bu olayı Carl Anheuser (Olivier Platt) aracılığıyla bir şekilde dönemin ABD Başkanı Thomas Wilson'a (Danny Glover) bildiriyor. Başkan Wilson'da G-8'e durumu anlatıyor ve bir ansa seferberlik ilan ediliyor ama kime karşı? İşte Dünya Başkanları, dünyanın sonundan kaçmak amacıyla, insanlara durumu izah etmeden saman altından işbirliği yapıp özel gemiler inşa ettiriyorlar ve amaçları dünyadaki önemli şahsiyetleri kurtarmak, hayvanları da unutmuyorlar.

Biraz daha özele indiğimizde, California'da ailesinden ayrı bir şekilde yaşayan ve görevi Rusya'nın büyük iş adamlarından Yuri Karpov'u (Zlatko Buric) korumak olan Jackson Curtis (John Kusack) bir gün kaçık bir radyocunun bu konu hakkında bilgi sahibi olduğunu öğrenir. Radyocunun dediklerine ilk başta inanmasa da daha sonra adamın haklı olduğunu farkeder ve ayrı yaşadığı ailesinin yanına gidip onları kurtarmaya çalışır. Bu dünyadan kurtulma savaşında Yuri ile hayatları sürekli kesişir.

Basitçe ve kısaca anlatmaya çalıştım ancak biraz uzun oldu sanırım. Filmde uzun, yaklaşık 3 saat ve tipik bir Roland Emmerich filmi. Independence Day ve The Day After Tomorrow'un upgrade edilmiş hali. Neredeyse her açıdan. 3 saatlik filmde, diğer filmlerinden daha çok hüzün, daha çok komedi, daha çok saçmalık, daha çok kahramanlık, daha çok görsel efekt var. Yani daha çok klişe diyebiliriz. En heyecanlı anda bir espri patlarsa bu klişedir. En inanılmaz, en olumsuz pozisyon bile olumlu biterse bu büyük bir klişedir ve ABD Başkanı genelinde çok çok çok iyi kalpliyse bu büyük bir Amerikan klişesidir ve bunlardan daha bir sürü var. Mesela felaket öncesi uzun süredir birbirini görmemiş aile fertlerinin telefon görüşmeleri, mesela California'da kurtulan insanların sadece ve sadece bizim kahramanlarımız olması gibi.

Bahsedeceğim iyi şeyler de var elbette. Mesela film başında yıllar böyle gösteriliyor altta, altyazı şeklinde, sahne sahne. O iyi düşünülmüş. Dolayısıyla hangi yıl ne gibi çalışmalar yapıldığını rahatlıkla görüyoruz. Ancak bu olay pek uzatılmamış o kötü. Paldır küldür girilmiş olaya. Sindiremedik neler olduğunu... Tabii amacı 'basalım görsel efekti' olan bir Roland Emmerich filminden bu beklenmez, doğru. Göndermeler var filmde, mesela gemiye hayvanların toplanması en basidinden bir 'Noah's Ark' göndermesi. Zaten başrol oyuncumuzun oğlunun adı da Noah. Bir de Titanic'e göndermeler var. Spoiler! Mesela Başkan Wilson'un gemisini, dünyasını terketmemesi gibi. Spoiler kapan! Olayları zaman zaman farklı kıtalardan izlememiz de güzel olmuş. Bir Amerika kıtasından bakıyoruz, bir Asya'dan, bir Afrika'dan, bir Avrupa'dan. Bu kısımlar keyifliydi.

Oyunculuklara gelirsek. Evet fazla tanınmış oyuncular değildi belki ama bu klişeler arasında ellerinden geleni yapmışlar gibi geldi bana. İyi diye ayıracağımız kimse yoktu belki ama kötü de diyemem kimseye, orta. Vasat üstü. Ama karizmatik bir oyuncu vardı elbette, o da bencil, zengin, ukala Rus rolüne bire bir uyan ve aksanıyla insanın keyif katsayısını arttıran Zlatko Buric. Onun sevgilisi rolünde de güzeller güzeli Beatrice Rosen vardı. New York doğumlu ve geçmişinde Fransız filmlerinde boy göstermiş olmasına rağmen Rus aksanıyla çok iyi konuştu, takdir ettim. Morgan Lily ve Liam James ne kadar tatlıysa Haussmann ikizleri o kadar sinir bozucuydu, eheh.

Özetle, bir önceki filmlerinden tarz olarak farklı olmayan, klişlerle dolu ama bol bol aksiyon, heyecan, drama içeren ve görsel efektleriyle bu alanda tavana vuran bir Roland Emmerich, felaket filmi. Sıkı bir görsel efekt hayranıysanız beğeneceksiniz, hatta görsel efekt kavramı bile değişebilir kafanızda. Ama onun dışında pek bir ekstrası yok. Yine de ben beğendim diyebilirim, bu kadar eleştiriye rağmen. Sinemada seyretmekle, küçük bilgisayar ekranında seyretmek farklı olabilir. Geniş ekran televizyonda izlemek bile beyaz perde ile büyük farklar içerebilir, bana öyle geldi izlerken. 7/10

Beercholic

2 Yorum :

Kaan Özaydın dedi ki...

bence emmerich bilinçli olarak gönderme yapmamıştır. klişeler bazen gönderme olarak nitelendirilebiliyor. oyuncu kadrosun bakımından bence filmin gerçekciliği için idael olmuş yine de meşhur isimlerin çokluğu gözardı edilemez. john kusack, danny glover, woody harrelson falan bunlar gayet hollywood starları.

keyifli bir yazı olmuş ama bence çok yüksek puan vermişsin..

Beercholic dedi ki...

teşekkür ederim yorumun için..
puanlarım genelde yüksektir, evet 7'yi hak etmiyor aslında ama onca emeğe yazık olmamalı diye düşündüm, herifler harbiden görsel efektin kavramını değiştirmişler yani..
puanlar oraya gitti..