20.02.2010

The Wolfman [2010]

Londra'nın tarihi dokusu, 1851'lerde geçen bir öykü için ne kadar da uygun olabilirmiş bunu gördüğümüz filmde; bir kurt adam hikayesi işleniyor. Farklılaştırılmaya çalışılmış olsa da "sen de herkes gibisin" dedirtiyor. Bilhassa Jack Nicholson'ın "Wolf" filminin çıtayı ne kadar yukarı çekmiş olduğunu düşünecek olursak...

Filmde kardeşi vahşice öldürülen bir tiyatro oyuncusu yıllar önce ayrıldığı evine, kardeşinin nişanlısının yolladığı mektup sayesinde haberdar olup dönüyor... Küçükken yaşadığı bir travma nedeniyle babası tarafından önce akıl hastanesine sonra da Amerika'ya yollanan Lawrence çok ünlü bir tiyatro oyuncusuyken, turnesinin İngiltere ayağında aldığı bir mektup hayatının akışını tamamen değiştiriyor... Kardeşinin cesedini görünce yaşadığı şoku ise, kardeşinin nişanlısına verdiği söz ile aşıyor; bunu yapanı bulma ve bu olayı çözme sözü veriyor...

Ancak iddialar muhtelif; bir grup köylü bu durumu köylerine gelen çingenelere bağlıyor. Bir iki ufak çatlak ses ise "kurt adam efsanesi"nden bahsediyor ancak onlara gülünüp geçiliyor. Üstelik bir de Lawrence'in kardeşinin cesedinde bir çingene madalyonu olduğunu öğrenmesi rotayı çingenelere çeviriyor... Ancak rotası tek çevrilen Lawrence olmuyor, tüm kasaba halkı çingenelerin konuklandığı ormanı basıyor ve bir çingenenin ayısının bunu yaptığını iddia ediyorlar... Ancak tam o sırada ortaya "şampiyon" çıkıyor; tüm haşmetiyle bir kurt adam kalabalığı dağıtıp onlarca kişiyi birer darbeyle paramparça ediyor ve oradan ayrılan bir çocuğun peşinden koşmaya başlıyor, tabii Lawrence de onların peşinden...

Ve beklendiği gibi; kurt adam, Lawrence'i ısırıyor... Sonrasında Lawrence şaşırtıcı bir biçimde hızlıca iyileşiyor, boğazındaki kocaman dikiş ise geçiveriyor, akıllara işlenen soru ise; dikişi diken çingenenin, "bu adamı öldürmelisin" diyen diğer çingeneye söylediği felsefe oluyor...

"Bir insanı öldürmek, bir canavarı öldürmekten bin kat kötüdür. Ancak canavar nerede başlar, insan nerede?"

Sonrasında kasaba halkı Lawrence'i öldürmek istiyor, ancak Lawrence'in babası olaya el koyup arazisinden kovuyor hepsini ve o gece ise tüm haşmetiyle dolunay ortaya çıkıyor... Lawrence bir yandan çocukluk travmalarıyla yüzleşmeye bir yandan da vücudundaki değişimi kabullenmeye çalışıyor... En nihayetinde doğasına yenik düşüp kurda dönüşüveriyor...

Bunun sonrası da izleyenlere kalsın, ancak çok büyük bir süpriz beklemeyin. Görsellik muazzam, bilhassa Londra çok güzel kullanılmış filmde ve üstelik bir üstteki paragrafta bahsettiğim "ilk dönüşüm"ün sahnelerine hayran kalmamak elde değil... Anthony Hopkins'in ve Benicio Del Toro'nun devleşen performanslarına rağmen çok büyük artıları olan bir film değil... Ellerine geçen büyük bir fırsatı tepip çingenenin felsefesine odaklanmamayı tercih etmişler... Ama yine de türün meraklıları için güzel bir film olacaktır...

Brokoli

not: İlk yazım olduğu için kişisel bir not düşmeyi tercih ettim... Böyle keyif veren bir ortama katılmamı öneren Yücel'e teşekkür etmem lazım, umarım yazılarımla yeterince destek verebilirim...

3 Yorum :

Beercholic dedi ki...

rica ederim, yazı da güzel olmuş, eline sağlık :)

birdamlaumut dedi ki...

Nasıl ki Bram Stoker'in Dracula'sı Vampir filmlerinin içinde en görkemli ve özeliyse benim için...
Kurtadamların da bir filme ihtiyacı vardı böyle... O açığı kapatabilecek bir film mi, izleyip göreceğiz. İzlenimler için sağol :)

UnJusT/LuCiFeR dedi ki...

Merhaba;

Aramıza katılmandan dolayı teşekkür ederim bende..