18.03.2010

My Sister's Keeper [2009]

31 Aralık 2009 günü kardeşimle birlikte yılbaşı için film aramaya gittik mahallemizin DVD'cisine. Ben eğlenceli bir şey olsun istiyordum, hatta eskiden yılbaşında noel filmleri gösterilirdi, belki hala gösteriliyordur fazla televizyon izleyemediğimden görmüyorum. Eskileri yad etmek için mümkünse noel filmi alırım diye çıktım evden. Ön yargıyla yaklaşmayın hemen, noel ile yılbaşının farklı şeyler olduğunu biliyorum bende, eheh. Sadece eski güzel günleri hatırlamaktı amacım, içkili, Santa'lı klasik aile yılbaşısı geçirecektim her zamanki gibi. Sonra My Sister's Keeper'ı gördüm rafta. Ne zamandır almak istediğimi hatırladım. Cameron Diaz, Conan O'Brien'a konuk olduğunda bahsetmişti filmden. Bende izleme listeme almıştım direk. Filmin ağır bir dram olduğunu ve çok ağlatacağını -ki ben bazı komedi filmlerinin dram içerikli sahnelerinde bile hüzünlenecek derecede duygusalımdır- biliyordum dolayısıyla yılın ilk gününü zehir etmek istemedim. Sonraya kaldı. Bir kaç gün sonra izlemek için ps2'me taktım filmi, o da ne? Dublaj! Altyazı yok! Ki dublajı hiç sevmem. Soğudum bir anda. İşte o zaman aldığım film 3.5 aydır masamda öylece durdu o günden sonra. Ta ki geçen akşam yapacak bir şey bulamayana kadar. Kuvvetimi topladım ve dublajda olsa oturup izlemeye karar verdim.

Filmin konusuna geçelim. Sara Fitzgerald (Cameron Diaz) ve Brian Fitzgerald (Jason Patric) henüz daha bebek diyebileceğimiz bir yaşta küçük kızları Kate Fiztgerald'ın (Sofia Vassilieva) lösemi hastası olduğunu öğrenirler. Daha sonra doktorlarının da tavsiyesiyle ona donör olması için bir çocuk yaparlar. Anna Fitzgerald (Abigail Breslin) kendi deyimiyle bir amaç uğruna dünyaya gelen ender bebeklerdendir. 11 yaşına kadar Anna'nın vücudu üzerinde sürekli testler yapılmaktadır. O 11 yaşına bastığında Kate'te -sanırım- 15 yaşına gelmiştir ve artık böbreğe de ihtiyacı olacaktır. Ancak Anna sürpriz bir şekilde artık kendisinin de insan olduğunu hatırlatır ve ailesini uzman bir avukat olan Campbell Alexander'a (Alec Baldwin) danışarak dava eder. Fitzgerald ailesi kızlarının sorunuyla uğraşırken aynı anda yargıç De Salvo'nun da (Joan Cusack) önüne çıkıp hesap vermek zorunda kalır. Tabii bir de sorunlu oğulları Jesse Fitzgerald (Evan Ellingson) vardır.

The Notebook'un da yönetmeni olan Nick Cassavetes'ten bir dram filmi daha. Yönetmen Cassavetes bizlere çaresizliği, buna rağmen savaşmayı ancak bir şeye odaklandığınızda başka şeyleri nasıl kaybedebileceğinizi anlatmış. Filmde her bireyin zaman zaman psikolojik bunalımlara girdiğini görüyoruz. Ancak bir bölümden sonra konu direk Kate'in hayatına, özel hayatına bağlanıyor ve filmin başında herkesin ağzından dinlediğimiz küçük hikayeler, ortasından itibaren Kate'e bağlanıyor. Kate'in annesi Sara onu hayatta tutabilmek için elinden gelen herşeyi yaparken, başka bir kızı olduğunu zaman zaman unutabiliyor. Aynı şekilde bir sır olarak kalan hisler zaman zaman anlaşmazlığa yol açabiliyor ve bu da problem oluyor. Herşeye rağmen anın tadını çıkarmak denen olgu yok oluyor ve elde sıfır kalıyor. Yönetmen bunu bize hissettirmiş ve belki de en kötü zamanınızda bile anın tadını çıkarmalısınız dersi vermiş.

Öte yandan film sizi inanılmaz ağlatıyor. Yavaş ve sade ilerliyor ama en derinden vuruyor. Dublaj olmasına rağmen, gecenin bir saati nasıl filmin içine girdim, nasıl hüngür hüngür ağladım ben bilirim. Bu dublaj izlediğim filmde gelin bir de oyunculuklara değineyim. Komedi, romantik komedi, macera ve aşk filmlerinden tanıyacağımız Cameron Diaz sırıtmamış bu dram filminde diyebilirim. Hatta buradaki iyi oyunculuğu ona kariyerinin bu döneminde daha fazla bu tür filmlerde oynamanın kapısını açabilir. Kate'i oynayan Sofia tekdüze mimikleriyle birazcık yakışmamış gibi. Ama elinden gelenin en iyisini yapmış kesinlikle. Alec Baldwin'de o tipiyle nasıl yardımcı, iyi kalpli, sara hastası avukat rolünü oynamış anlamadım. Ha iyi oynamış olabilir ama ben o adamı gördüğüm an yaşlı bir playboy hayal ediyorum. Jason Patric yerine daha güçlü bir karakter olabilirdi ve ona daha çok süre verilebilirdi, böylece filmimizde daha izlenebilir olurdu ama şu haliyle bile böyle başarılıysa bana göre en büyük pay küçük kız kardeşi oynayan Abigail Breslin. Bu kızın ismini bir kenara yazın çünkü ileride büyük bir aktris olacak. Oynamamamış adeta yaşamış filmi Abigail. Nim's Island filminde de içtendi, burada da öyle. Gerçekten çok iyi.

Başarılı oyunculukları, ağlatma garantili konusu, sade hikayesi ile My Sister's Keeper izlenmesi gereken filmlerden. Özellikle aile dramlarından hoşlanıyorsanız bunu kaçırmamalısınız. Unutmadan, film Jodi Picoult'un aynı isimli kitabından uyarlanmış ve okuduğum bir kaç yorumda kitaptan çok saptıklarını, bazı önemli karakterleri es geçtiklerini duydum. Dolayısıyla şöyle bir uyarı geldi bir arkadaştan; eğer kitabı okuduysanız filmi izlemeyin, eğer filmi izlediyseniz kitabı okuyun, eğer filmi izlemeyip kitabı da okumadıysanız önce filmi izleyin, sonra kitabı okuyun. Ben 3. sınıfa dahilim, filmi izledim, şimdi de kitabı arıyorum. 7/10

Beercholic

1 Yorum :

SirEvo dedi ki...

7 vermiştim ben de. Dramın dibine vurmasıyla bu türü sevenlere mutlak tavsiyedir.