30.03.2010

The Blind Side [2009]

Diğer ülkelerde ve Amerika'da durum nasıl bilemiyorum ama oscar ödülleri bizim ülkemizde sinemayı takip eden hemen herkes için önemlidir. Akademinin gerçekte kime neden ödül verdiğini bilmesek de bi film oscar almışsa daha fazla insan tarafından izlenir ve çoğunluk beğenir. Fakat Hollywood sinemasını hem sıkı takip edip de hem de az da olsa siyasetten anlayan kesim için oscar ödülleri Amerika'nın hegemonyasını pekiştirmek adına yaptığı törenlerden biri olduğunu bilir. Özellikle son oscar ödüllerinin dağıtımına baktığımızda bunu çok açık şekilde görebilmekteyiz. Oscar ödüllerinde en iyi kadın ve en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülleri aslında birbirinden farklı gibi görünen ve gerçek yaşam öyküsü filmlerine gitti. Bunlardan biri Precious diğeri de The Blind Side. Ben Precious'u değil The Blind Side'ı anlatmak istiyorum. The Blind Side Sandra Bullock'a yıllar yılı heveslenip de alamadığı oscarı getirdi. Açıkcası ben ortada süper şahane bi oyunculuk görmedim zira Mo'Nique'in Precious'ta gösterdiği performansın yanına bile yanaşamaz. Bi de tabi film izlerken algı da çok önemli bir faktör. Filmi izlerken Sandra Bullock'un olduğu her sahnede dikkatimi çeken iki şey vardı. Birincisi haç şeklindeki kolyesi ikincisi de beyaz tonlarda çok meşhur ve oldukça pahalı ama bi o kadar da çirkin bi kol saatiydi. fFlm boyunca bu iki şey hristiyanlık ve sosyal statüyü gözümüze soktuğu için Sandra'nın oyunculuğu oldukça gölgelenmişti. Bunun dışında filmin en rahatsız edici tarafı hikayesi anlatılan Big Mike'ın filmin ilk 1 saatinde çok az cümle kurması ve o az sayıda kurduğu cümlelerin tamamının insanı en derinden yaralayabilecek, sahip olduklarını sorgulayacak kadar acıklı olmasıydı. Adam o kadar az cümle kurup sürekli vurucu bir şeyler söylediği için  (ki cümleler de olukça kısaydı) acındırmanın şiddeti oldukça yüksekti. O açıdan filmde göze sokulan belli başlı birkaç şey dışında bildiğimiz amerikan rüyasını sosyal sınıflar arası geçiş bağlamında anlatmaya çalışmış film.

Akademinin hem The Blind Side'a hem de Precious'a oyunculuk performansları ve uyarlama senaryo dallarında ödüle layık görmüş olması da yine Amerikan hegemonyasını oldukça pekiştiren bir durum olduğunu düşünüyorum. Yani açıkcası iki film de, Amerika'nın ne kadar iyi bir sosyal devlet olduğunu ve insanlara fırsat yaratılarak onların başarılarına destek olduğunu göstermeye çalışıyor. Fakat filmi daha dikkatli seyrettiğinizde Amerika'da sosyal devletin tamamen çökmüş olduğunu ve beyaz değilseniz hayata tutunma şansınızın oldukça düşük olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Gerek bürokrasinin gerekse de üretim araçlarının tamamının beyazların elinde olması siyahilerin hala beyazlarla eşit olmamasının en büyük göstergesidir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bütün insanlar eşittir ama bazıları daha da eşittir. 

O kadar şey yazdım filmin konusunu yazmadım. Konuyu da yazıp final yapayım. 17 yaşında Big Mike adında bir siyahi genç var. Babasını hiç tanımıyor annesi ise çok ilgisiz ve oldukça fakir bir kadın. Mike küçük yaşta annesinden alınıp başkaları tarafından büyütülüyor. Mike'ı büyüten adam kendi oğlunun bi hristiyan okulunda okumasını istiyor ve Mike'ı da aynı okula yolluyor. Mike oldukça içine kapanık ve normalin üstünde vücut ölçülerine sahip. süper bi koruma içgüdüsü dışında gelişmiş hiçbir özelliği yok, öğrenme güçlüğü de çekiyor. oldukça soğuk bir akşam Mike yolda yürürken Leigh Anne Tuohy (Sandra Bullock) ile karşılaşıyor ve hayatı değişiyor olaylar gelişiyor. bize bildiğimiz bir hikayenin altını çizerek baştan anlatan bir film olarak muhakkak izlenmesi gerektiğini düşünmüyorum. 3/10

Sinem

6 Yorum :

pidmand dedi ki...

"açıkcası iki film de, Amerika'nın ne kadar iyi bir sosyal devlet olduğunu ve insanlara fırsat yaratılarak onların başarılarına destek olduğunu göstermeye çalışıyor." diyorsun. Fakat akabinde "filmi daha dikkatli seyrettiğinizde Amerika'da sosyal devletin tamamen çökmüş olduğunu ve beyaz değilseniz hayata tutunma şansınızın oldukça düşük olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz." diyorsun. Sence filmi yapanın amacı ikinci dediğini gözlerimize sokmak olamaz mı? Ki dediğin gibi iyi bir film izleyen bunu farkeder. Ve eğer filmi yapanın amacı bunu anlatmak ise birinci dediğin çürüyor, yani Oscar ABD hegemonyasını destekler değil de rüyasını kurdukları ABD konusunda cesurları cesurlandırıyor olmuyor mu?
Yazı için teşekkürler, kolay gelsin.

Sinem dedi ki...

şimdi şöyle, mesela The Blind Side'da hikayesi anlatılan Big Mike filmin sonunda süper başarılı bir sporcu değil de, bir şekilde, çok olumsuz koşullarda güç bela devam ettirdiği hayatına dönmek zorunda kalsaydı senin dediklerin doğru olabilirdi. yani herkes kendi rüyasını gerçekleştirmekten sorumludur sistem buna müsait mevzusu. ama burada öyle bir durum yok. beyaz bir kişi veya aileden destek aldığında çok başarılı olabilirsinin altı çiziliyor tabi bunun için önkoşul çok yetenekli olmaktan geçiyor. ama neticede amerika özelinde bakacak olursak rüyasını gerçekleştirmek isteyen herkes süper özel yetenekli değil. benim filmi izlerken gördüğüm şey, bir süper özel bi yeteneğin olacak, iki bir mucize olacak ve seni madden ve manen destekleyecek insanlar bulacaksın. sonra da rüyaların gerçek olacak.

son olarak, akademinin özellikle 9/11'den sonra ödüllere boğduğu filmlere göz attığımızda amerikan propagandasını ne kadar can-ı gönülden desteklediğini rahatlıkla görüyoruz. hollywood genel olarak muhalif tavrı ile bilinir ama akademi hollywoodla birlikte hareket ediyor gibi bi kaide söz konusu değil bence.

asıl ben teşekkür ederim yazımı okuyup yorum yaptığın için :)

Kaan Özaydın dedi ki...

Amerikan hegemonyasını oldukça pekiştirmek ne demek tam olarak biraz daha açsana. Hani bana böyle bir şeyle gelsen konu film olunca Amerikan sinemasının üstünlüğünü gösterme anlarım. Sen sanırım siyasi yönden ele almaya çalışmışsın sanırım..

9/11 sonrası bakıyorumda Crash dışında 9/11'e bağdaştıralabilecek bir film görmüyorum.

Akademi Ödülleri her zaman siyasi nitelikteydi. Bunu 9/11 ile başlamak saçmalık olur. Marlon Brando'nun bu siyasi sebeplerden ötürü Oscar'ı reddetmişliği vardır.

Ayrıca Academy Awards, Amerika'nın ödülleridir her ne kadar Amerikan propogandasını can-ı gönülden desteklemesini eleştirsen de bunu yapmak en doğal haklarıdır. Gün gelir Yeşilcam Ödülleri'nde böyle bir durum söz konusu olursa işte o eleştirilebilir..

Sinem dedi ki...

Amerika, 1. Dünya Savaşı sonrası kendisini göstermeye başlamış 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ise dünyanın büyük bir kısmını kendi çıkarılarına uygun olarak kullanmaya başlamış, 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması ve 90'ların hemen başında Amerika'nın karşısında durmaya çalışan Sovyetlerin yıkılmasıyla deyim yerindeyse almıştır eline sazı. en benimsediği sistem olan liberalizmin ekonomik ayağı kapitalizmi de çeşitli şekillerde yayma çabasında olmuştur. Gerek akademik olarak gerekse de kültürel-sosyal anlamda kendini meşrulaştırmak için her türlü aracı kullanmıştır. Sinema da kendi gücünü pekiştirmek ve kabul ettirmek için en önemli araçlarından biridir. Film özelinde de konuşacak olursak, Amerika'nın sosyal devlet yapısı özellikle sağlık ve eğitim sistemi oldukça kötüdür ve tam anlamıyla kapitalisttir. paran yoksa var olman imkansızdır(ben bizzat gidip görmedim ama uzun yıllar yaşayan insanlarla konuştum oradan biliyorum, okudklarım hariç tabi) bu açıdan filmde sanki böyle değilmiş de herkes rüyasını eğer çok isterse gerçekleştirebilirmiş gibi bir havada çekilmiş.

Crash 9/11'den hemen sonra bi telaş yapılmış bi filmdi. bu film dışında dikkat ettiğin zaman birçok filmde doğrudan olmasa da dolaylı yollardan birçok gönderme oluyor.onun dışında doğrudan gönderme olarak Syriana, Body of Lies, Hurt Locker hemen ilk aklıma gelenler. bu filmler doğrudan ortadoğuyla petrolle ve amerikanın ideolojik altyapısıyla ilgili filmlerdir.

Akademinin sinemayı sanat olarak değerlendirmesi ve topluma bir şeyler anlatabilen, kitleleri etkileyebilen filmlere ödül vermesi gerektiğine inanıyorum. bir filmin bir ideolojiyi destekliyor olması onun iyi bir film olduğuna işaret etmez. dünyanın neresinde olursa olsun filmleri ve sinema sektörünü etkileyeblecek her ödül ideolojik anlamda daha tarafsız olabilmeli ya da en azından sırf ideolojik altyapısından dolayı bi filme ödül verilmemeli, zira bu daha sonra bu tür filmlerin daha fazla yapılmasına ve sinema sanatına gereken özeninin gösterilmeyeceğine neden olacaktır.

Akademi ödülleri tabiki en başından beri siyasi niteikteydi ben bunu 9/11'den başlatmadım sadece günümüzde şahit olduğum kadarını anlattım. Zira birçok Vietnam konulu filmin de ne çok ödüller aldığını biliyorum.

Türk ve Amerikan yapımı sinema filmleri ve verilen ödülleri karşılaştırmak ideolojik anlamda çok olanaklı değil bence. Çünkü Amerika dünya üzerinde var olan hakimiyetini pekiştirmek için sinemayı araç olarak kullanabilirken, Türk sineması ise gelişmekte olan ülkelerde rastladığımız daha kişisel ve yerel sorunlara işaret eden fimler yapabilmektedir. iki sektörü karşılaştırmak en azından bu konu üzerinden pek mümkün değildir.

Kaan Özaydın dedi ki...

Amerika dünya üzerinde haimiyetini pekiştirmek amacıyla sinemayı kullanıyor demek. İlginç bir bakış açısı. Hollywood bence film dünyasının en eğlenceli bölümünü yansıtıyor ve Hollywood aksiyonlarından, komedilerinden bütün dünya keyif alıyor. Şahsen Amerikan bağımsızlarını çok severim. Good Morning Vietnam da Full Metal Jacket de Apolcalyspe Now da Forrest Gump da çok güzel filmlerdi. Ama The Pursuit of Happyness'ı da Taxi Driver'ı da Dog Day Afternoon'u da çok beğenmiştim. Ne olacak şimdi? Amerika benim beynimi geçirdi mi geçirmedi mi?

Kusura bakma ama verdiğin bilgileride bu ülkede orta okul düzeyinde hadi lise1 diyelim her öğrenci bilir. Kusura bakma ama biraz bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya benziyor seninkisi. Ya da Hollywood filmleri izleyen bir Anti-Amerikancı da olabilirsin..

Yanlış anlama kişisel bir saldırı amacı falan taşımıyorum sadece yorumlarından edindiğim izlenim bu şekilde..

Sinem dedi ki...

olabilir tabi bakış açısı. şimdi ben ne desem ya saldırı gibi olacak ya da savunma gibi olacak ama senin söylediklerinin üzerine tek bir şey bile söyleme şansım yok. zira sen kültürel anlamda bi sömürünün ve bilincin sömürülmesinin var olmadığını iddia ediyosun. en iyisi ben çok cahil olduğumu kabul edeyim konu kapansın.