6.06.2010

Robin Hood [2010]

Robin Hood. Gerçekten öyle birisi var mıydı, yok muydu bunun cevabını bugün bile net olarak kimse veremiyor. Ancak onun hikayesi var ve neredeyse hepsi birbirinden farklı hikayeler. Bazen halkın kahramanı oluyor, bazen kanun kaçağı bir hırsız, bazen zenginden alıp fakire veren oluyor, bazen zenginden çalıp. Bir gerçek var ki, sinema camiası da, edebiyat camiası da bu adamdan çok ekmek yedi. Yemeye de devam ediyor. Bayanlar baylar, karşınızda Robin Hood'un güncellenen son versiyonu! Fakat bu hepsinden farklı bir Robin Hood: Longstride nasıl Hood olmuş, onu görüyoruz.

Robin Longstride (Russell Crowe) ve arkadaşları King Richard'ın (Danny Huston) askerleriydiler. Kimisi okçu, kimisi tüfekçiydi. O zamanlar sadece kendi çıkarlarını düşünen Robin, Richard'ın aniden ölmesi ve şans eseri Robert Loxley (Douglas Hodge) adında bir şövalye ile karşılaştıktan ve o ölüm döşeğindeki şövalyeden ilginç sözler işittikten sonra bambaşka bir maceraya atılır. Kralın öldüğünü bildirmek onlara kalmıştır ve bir gemiye atlarlar ve saraya dönerler. Kendilerini şövalye olarak tanıtırlar ve kralın öldüğünü bildirirler. Kralın ölmesi demek, başa Richard'ın kardeşi Prens John'un (Oscar İsaac) geçmesi demektir. John, ülkeyi annesinin beklediği gibi başarılı bir şekilde yönetemez. Arkasından çevrilen dolapları göremez. Onun tek derdi köylülerden aldığı vergilerdir. Bu arada Robin, Robert Loxley'nin verdiği görevi yerine getirmek için Nottingham köyüne, ormanlara gider. Burada Robert'ın babası Sir Walter Loxley (Max von Sydow) ve Robert'ın karısı Lady Marion (Cate Blanchett) ile karşılaşır. İlginç bir şekilde Lady Marion'a aşık olur. Daha sonra da kendisini ilginç bir savaşın ortasında bulur.

Eğer bu filmden, "Aha Robin yine zenginden alıp fakire verecek. Halkın kahramanı, sevenin sevdalısı, sevmeyenin belalısı olacak." tarzı şeyler bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Çünkü başta da dediğim gibi, Robin Hood'un Robin Longstride olduğu zamanı anlatıyor film. Bir nevi "Robin Hood Begins" dolayısıyla 2. ve 3. filmlerinde gelebileceği konuşuluyor. Bundan hoşnutsuz olanlar varmış ancak ben böyle olmasından memnunum diyebilirim. Sonuçta Robin Hood kusacak durumdaydık hepimiz, aynı hikayeyi tekrar tekrar dinlemek hoş olmazdı kuşkusuz. Ridley Scott oldu mu savaş sahneleri, aksiyon olmadan da olmuyor tabii. Gerçi sadece 2 doğru düzgün savaş sahnesi vardı. İlki çok iyiydi, ikincisi ise görsel açıdan iyiydi, mantıklı bir şey yoktu yani ikincisinde. Gerçi savaş diyoruz ne mantığı, eheh.

Açıkçası Russell Crowe favorilerimden değildir. Çok büyük oyuncudur, her rolün üstesinden gelir. Bir önceki filmde Gladyatördür, sonra matematikçi olarak görürüz. Bununla da yetinmez, asker olur. Bir bakmışız boksör olmuştur Crowe. Hani bir çok oyuncu farklı farklı rollerde oynar ama hepsinin hakkını veren çok az oyuncu vardır. Russell Crowe'da onlardan biridir işte. "Gladyatör'ü oynayan adamdan Robin Hood mu olur?" diyen çok kişi vardır dünyada ama hepsine gereken cevabı perdede verir Crowe. Evet belki saçları, düşünceleri, vücut yapısı Robin Hood'a benzemez ama zaten Robin Hood bir belirsizlikler ürünü değil midir? Ben sevmiyorum ama Ridley Scott benle aynı fikirde değil, o kesin. Gladiator ve American Gangster'de de daha önce çalışmıştı iki isim. Cate Blanchett'e ise söyleyecek tek kelime sözüm yok. Kendisi bir tanrıçadır benim gözümde. Yine harika bir performans çıkarmıştır. Bu iki isim dışında ayrıca bir parantez açacağım isim ise Mark "Hasan Şaş" Strong. Kötü adam karakterine yakışan en önemli isimlerden kendisi. En son Sherlock Holmes'da "Lord Blackwood" olarak izlemiştik kendisini, bu filmde de "Godfrey" olarak karşımızda ve yine izleyenlerin sinirlerini zıplatmakla meşgul. Bir de Lostseverler için sürpriz: Lil' John'u Kevin Durand canlandırıyor. Lost'un "Martin Keamy"si yani. İnanır mısınız o Martin Keamy'e kanınız ısınıyor.

Ara ara Hollywood soslu klişeler görüyoruz tabii ki. Spoiler olabilir. Bunlardan en önemlisi, son sahnede anlamsız bir kahramanlık yapmaya çalışan esas oğlanın kadını. Ancak genel havası çok iyi filmin. Yani son dönemde gerçekten geçmişin İngiltere'sini izlediğim filmler oldu. Sherlock Holmes, The Wolfman bunlardan ikisi. Sanırım o havayı en gerçekçi solutan Robin Hood oldu. Bu da Ridley Scott başarısı tabii ki. Ridley Scott'ın en özel filmi değil belki ama gayet güzel, vakit geçirmelik, iyi oyuncular ve iyi oyunculuklarla dolu hoş bir film olmuş Robin Hood. 7/10

Beercholic

2 Yorum :

Kaan Özaydın dedi ki...

çok güzel yazı olmuş, eline sağlık. cate blanchett dışında her cümlesine katılıyorum. o queen elizabeth'di, maid marian rolüne gitmemiş. zaten nerde kızıl saçlı karakter varsa bu kadını koyuyorlar..

Beercholic dedi ki...

eyvallah..
cate'e laf eden karşısında beni bulur, eheh..