16.07.2010

Gente Di Roma [2003]

Roma deyince aklınıza ne geliyor? Sanırım dünyadaki herhangi bir şehrin ismini duyduğunuzda aklınıza gelenlerden çok daha fazla şey gelir insanın aklına Roma denilince. Romus ve Romulus tarafından kurulan bu şehir İtalya’nın başkentidir her şeyden önce. Collesium da buradadır, Vatikan ülkesi de. Hatta dünyanın en büyük kilisesi San Pietro’ya da ev sahipliği yapar bu şehir. Buram buram nostaljik ögeler içerir, tarihi eserlerle ve büyük meydanlarla doludur. Kahvesi ve dondurması meşhurdur. Pizza, Spagetti, Lazanya vb. şeyleri de unutmamak gerekir. Aynı zamanda aşıklar şehridir Roma. Aşk çeşmesi vardır ünlü. Tersten okunduğunda Latince’de aşk anlamına gelen “amor” olur zaten. Roma’nın yerel şarkıları da kulak pasını temizler. Roma ve Lazio gelir tabii, şehrin futbol takımları. Hatta bir cin kokteyli bile gelebilir akıllara. Sadece olumlu değil, olumsuz özellikleri de vardır bu muazzam kentin. Bir kentin muazzam olması için eksileri de olması gerekir, zira kenti metropol yapan da budur. Roma’da her ırktan insan vardır, ırkçılık da vardır dolayısıyla. Roma insanı genel olarak kendini diğer bütün insanlardan üstün görür. Hırsızlık kol gezer. Falan filan…

10 Mayıs 1931, Treviso doğumlu Ettore Scola. Genelde mizahi eleştirilere yer vermiş bir yönetmenmiş kendisi. Bu filmden sonra “Bu filmi daha önce yapmak istiyordum ama Fellini’s Roma filmiyle karşılaştırılmasından ürktüm.” demiş. Yine de ona bir saygı duruşu mahiyetinde algılanmış. Senaryoyu, iki kızı Paola ve Silvia ile birlikte yazmış. Belgesel tadında bir film. Amatör oyuncuların oynadığı farklı farklı insanların küçük öykülerini izliyoruz. Bazen 10 saniyelik bir öykü, bazen 10 dakikalık. Gün doğmadan başlıyor, gece yarısı bitiyor. Şehri dolaşan belediye otobüsündeki insanların hikayeleri, kimi zaman otobüsten inip sokak aralarına, ev içlerine kadar gidebiliyoruz. Bu hikayeleri dinlerken aynı zamanda bir Roma turu atıyoruz. Roma’yı evinize getiriyor Scola. Üstelik Armando Trovajoli’nin geleneksel Roma şarkıları eşliğinde. Enfes, leziz, harika…

Dikkatimi çeken sahneleri buraya yazsam spoiler olmaz herhalde. Sonuçta belirgin bir konusu yok filmin ve göze hitap ediyor. Yani burada bütün filmi anlatsam, senaryoyu, konuşmaları falan yazsam yine de izlemeden anlayamazsınız. Belgesel tadında işte, dediğim gibi. 20 yıllık hayatım boyunca Türkiye’de yaşadığım gün kadar otobüsle yolculuk yapmışımdır, hiçbir zaman bayan şoföre rastlamadım. Roma’da ise belediye otobüsünü süren bayan şoförü görünce şok oluyorsunuz. Tabii Roma’nın yakışıklı ve çapkın erkekleri bayan şoföre bile sarkıntılık yapabiliyor. Sonra, temizlikçiler. Türkiye’de, yan yana çalışan erkek ve kadın temizlikçi görmemiştim. Roma’da bu iki cins bir arada çalışabiliyorlar. Muhabbet ederek kilise temizliyorlar örneğin. İnanılmaz turist kaynıyor şehir. Dediğim gibi ırk ayrımı da had safhada. Özellikle siyah ırk pek bir sevilmiyor. Dilenciler de çok. Ellerinde notlarla şehri gezenler var. Bütün dilenciler kendi kusurlarını, hayatlarını kısa bir şekilde karton kağıda dökmüş ve bu kağıtlarla dolaşıp, ya da oturup dileniyorlar. Bir de bizim buradaki “İddaa Cafe”ler gibi özel bir yer var ama çok daha büyük. Mesela tombala oynanıyor canlı. Sanırım 15 dakikada bir falan. Anonsçu kız, rakam söylüyor. İnsanlar tombala kartlarını seçip oracıkta takip ediyorlar.

Alışveriş için sokağa çıkan yaşlı bir kadının, ki eskiden Nazi kamplarında esir olduğu anlaşılıyor, 2. Dünya Savaşı konulu bir film setini gerçek sanıp bayılması ve Alzheimer hastalarının hastanede geçirildikleri test sahneleri muazzamdı hakikaten. Scola’nın bu filmi ırkçılık, burjuvazi, ayrımcılık gibi konuları ironik bir dille anlatıyor. Mesela bence bu çok iyi bir Pazar akşamı kızla izlenecek bir film olabilir. Hani elde şarap, battaniye altında, Aşıklar Şehri’ni izleyebileceğiniz bir ortam. Romantik bir film olmasa da sizi o esnada doyurabilir. Güzel. 7/10

0 Yorum :