24.07.2010

The Uninvited [2009]

Gece saat 11 olmuş ve izleyecek birşeyler arıyorsun. Rastgele arşivden bir film seçip başına geçiyorsun ve sonra olanlar oluyor.

Anna, annesinin ölümünden sonra kaldırıldığı psikiyatri kliniğinden eve geri dönmüştür. Ablası Alex (Arielle Kebbel) onun geri döndüğüne çok sevinmiştir. Tabi Anna’nın bilmediği bir şey vardır; o yokken babası bir kadınla nişanlanmıştır. Rachael adındaki bu kadının Anna’yı rahatsız eden gizemli bir yanı vardır. Eve geri döndükten sonra her şeyin iyiye gideceğini ümit eden Anna rüyalarında görmeye başladığı çocukların aslında birer hayalet olduklarını öğrendiğinde işler daha da kötüye gitmeye başlar. İki kız kardeş bir yandan Rachael’ın gerçekte kim olduğunu öğrenmeye çalışırken bir yandan da hayaletlerle dolu olan bu evde hayatta kalmaya çalışacaklardır.

Öncelikle; gerilim,psikolojik ve gizem türünde gayet başarılı bulduğum bir filmdi. Birçok karakteri içinde bulunduruyor film. Tam olarak bir korku filmi olduğunu söyleyenler varsa, peşinen söyleyim bu bir korku filmi değil. Elbet içine biraz ekleme yapmaya çalışmışlar ama ancak gerilimle yetinmişler. Korku filmi diyenlere aldırış etmeyin. Hazır konu burada açılmışken gerilimi ne denli iyi verdiklerininden bahsetmek istiyorum. Korku filmlerinin çoğu aslında komedi filmidir benim için. Korkuyu artık çok yüzeysel bir şekilde hisseder olduk, en azından ben. Nereden ne çıkacak, bunu nasıl öldürcek, kan nası akacak felan derken olayı çözüyorsunuz. Bu filmde gerilim sahnelerinde gözle görülür bir gerçeklik vardı bence. Çoğu zaman sahneyi gerçekten hissederek geriliyorsunuz.Başarılı.

Senaryo da başarılı. Aslında başarılı olmadığını düşünerek filmi izliyorsunuz. Hazır bu lafı söylemişken, film hakkında bahsedilmesi gereken en önemli yerlere değinelim ve yazıyı uzatmayalım. Senaryo neden başarılı? Çünkü film sadece sondan ibaret ve son da senaryoya dahil olduğundan dolayı başarılı oluyor. Bir takım 90 dakka boyunca rezalet oynayıpta son dakikalarda gol atabiliyorsa o takım başarılıdır ya da en azından öyle kabul edilir. Nasıl başladığı değil nasıl bittiği önemlidir lafı benim bu filmi beğenmemdeki neden zaten. Filmin yarısına geldiğinde geriye bir bakıyorsunuz ki elinizde hiçbirşey yok. Evet, gerçekten hiçbirşey olmuyor ve halen neler çıkacağını bekleyerek sabırla devam etmeniz gerektiğine kendinizi inandırmak istiyorsunuz. Filmi zaten sonu kurtarmış.

Sonu güzel biten filmler, en güzel film olursa olsn ama bir sonu olmadıktan sonra benim için değersizdir. Ben ne filmler izledim, mükemmel bir filmi sırf sonu yüzünden kaldırdım çöpe attım. Beklenmeyen bir sondan bahsediyoruz gerçekten ve bunu bütün film boyunca saklamayı başarmış bir yönetmenden bahsediyoruz. Sonunta tamamen ters köşeye yatıyorsunuz ve işte burada o geçen 1 saat 40 dakikaya asla acımıyorsunuz. Sonuç olarak toparlamak gerekirse, güzel bir senaryo üstüne oturtulmuş bir hikayemiz var ve bir takım olaylar izliyorsunuz. Tam olaylar bitti derken o muhteşem 10 dakika başlıyor ve siz inandığınız her şeyi yıkmak zorunda kalıyorsunuz. Mutlaka izlenmesi gereken bir film ama bu etkileyici sona rağmen filmin halen gereksiz olduğunu düşünebilirsiniz. En azından film size, gereksiz bir filmi ama inanılmaz bir sonu vardı dedirtebiliyor.

Not olarak duygusal davranmam gerekirse ki sonu bu tarz biten filmlere hayran olduğumdan 8.5 verebilirim. Ama objektif bir açıdan bakarsam 7.5 filmin gerçek değeridir benim gözümde. Mutlaka izleyin, kısa bir film, sonuna kadar değer...

2 Yorum :

SirEvo dedi ki...

Çakma olmasa gerçekten çok orijinal bir senaryo. :) Ama işte...

http://cineshoot.blogspot.com/2009/10/bir-uzakdogu-cakmas-daha-uninvited.html

UnJusT/LuCiFeR dedi ki...

Aynen katılıyorum..Tam anlamıyla hatta