3.07.2010

The Intruder [1999]

Bugün neler oldu? Şöyle bir bakalım. Evimizde yeni bir olay oldu, mutfağı komple değiştiriyoruz. Yani dolaplar, fayanslar, mermerler falan. Hollanda'yı da en az Türkiye'yi desteklediğim kadar desteklemem futbolda, bayağı bir küçüklüğüme dayanıyor. Zor şartlar altında da olsa Brezilya'yı devirişimizi izledim. Sonra da Uruguay-Gana... İnanılmaz bir maç sonu oldu, Suarez geceye damgasını vurdu ve sanırım Gyan'ın ağlayan yüzünü asla unutmayacağım. Afrika'yı simgeliyordu Gyan son dakikada kaçırdığı penaltı ile. Kıtanın bahtsız yeni yüzü olmuştu. Neyse, cnbc-e filmlerine geri döndüm. Kışın girişmiştim bu işe ancak pek uzun soluklu olmamıştı, gerek okuldan dolayı, gerekse de NBA maçlarından. Bu sefer ise uzun soluklu olacak sanıyorum, en azından yaz boyu. Haftada minimum 2 film izlerim herhalde, zaten 5 film var. Geçtiğimiz haftasonu Antichrist'i izledim, Charlotte Gainsbourg'un mükemmel bir performansı var. Ancak değişik bir film Antichrist. Shutter Island gibi, ilk izleyişte hazmedilemeyecek türden. Tam tadına varmak için bir kere daha izlemek gerekiyor. İkisi de bilgisayar da var ve birer kez izledikten sonra buraya yazacağım. Ama şimdi The Intruder'a geçelim...

1944 tarihli George Cukor klasiği Gaslight filminin günümüze uyarlanmış haliymiş film, cnbc-e'nin dediğine göre. Aynı zamanda da Brooke Leimas isimli kitaptan uyarlanmış. Catherine adında Fransız bir kadın (Charlotte Gainsbourg), New York'a taşınıyor ve orada bir sergide Nick (Charles Edwin Powell) adında bir centilmen ile karşılaşıyor. Bu ikili daha sonra evleniyorlar ve Catherine, Nick'in evine yerleşiyor. Ancak evde inanılması güç olaylar oluyor ve bunlar, ilginçtir sadece Catherine'in başına geliyor. Nick'in arkadaşları Badge (Natassja Kinski), Charlie (John Hannah) ya da Daisy'nin (Molly Parker) değil. Daha sonra Catherine bu olayların Nick'in öldürülen eski karısı Stella (Marianne Farley) ile bağlantılı olduğunu anlıyor ve bu sır perdesini aralamak yine kendisine düşüyor.

Filmin yönetmeni David Bailey ve bu Bailey'nin ilk filmi. O günden bugüne kadar da hiç film çekmemiş. Oyuncu kadrosu ise idare eder fakat Charlotte Gainsbourg dışında iyi bir oyunculuk izlediğimizi söyleyemeyeceğim maalesef. Zaten Charlotte ile bu hafta 2. kez karşılaşmak beni bayağı bir şaşırttı ve gerdi açıkçası. Beğendiğim bir oyuncudur ve hemen hemen piyasaya giriş filmlerden birini izlemiş oldum, her ne kadar çoğu insan bu filmden bi' haber olsa da. Fransız olan babası Serge sayesinde çok iyi bir Fransız aksanı var ve filmde bunu çok iyi kullanmış. Özellikle sırıtan oyuncu ise Charlotte'tan sonra en çok görünen isim Charles Edwin Powell. Sanırım ben hayatımda bu kadar yapay oyunculuk çok nadir gördüm. Yani, adamı açıkçası tanımıyordum, şöyle bir geçmişine bakınca çoğu underground'da olsa bir çok filmde oynadığını gördüm ama burada kendini okul piyesinde falan zannetmiş anlaşılan. Onun dışında göründüğü sahnelerde Molly Parker ve Natassja Kinski (copy/paste değil alınteri) idare etmiş. Charlotte'un bir altına koyacağım isim ise şimdilerde Spartacus: Blood and Sand dizisinde izlediğimiz John Hannah.

IMDB'den 5.1 almış film. Hmm, tamam çok kişi izlememiş, sadece 418 kişi oylamış ama neden 5.1 aldığı ortada. Bağlanılamayan bir son! Deneyimsiz bir yönetmenin elindeyse bu tip 80 dakikası soluksuz ilerleyen bir film, böyle şeyler olabiliyor. Evet, gerçekten de soluksuz bir 80 dakika izliyoruz. Olaylar çok hızlı akıyor ve bir an bile kafamızı kaldıramıyoruz filmden. Her geçen dakika daha da bağlanıyoruz, film sizi içine almasını çok iyi biliyor. Tıpkı bir Agatha Christie romanı gibi, her sahnede daha çok merak ediyorsunuz, her dakika sizi gerdikçe meraklandırıyor ama işte sonu bir Agatha Christie romanı gibi bağlanamıyor maalesef. Filmde doğaüstü şeyler oluyor, olmuyor değil ama sonunu bu denli bir metafiziğe bağlamak kolaya kaçmak anlamına geliyor.

Bu arada unutmadan, filmde en önemli olaylardan birisi de Philadelphia Deneyi ve Montauk Projesi. Bu deneyle ilgili biraz araştırma yaparsak şu tip bir şey ile karşılaşıyoruz; 1943 yılında ABD'nin Pennsylvania eyaletinde, Philadelphia kentinde yapılan bir deney sonucu donanmaya ait USS Eldridge isimli gemi, bir dakika içerisinde 600 km'den fazla bir uzaklıkta bulunmuş ve tekrar geri gelmiştir. Tabii bu bir iddiadır ve doğruluğu şu ana kadar kanıtlanamamıştır. Bu deney Albert Einstein'ın "Birleşik Alanlar Teorisi" üzerinden ortaya çıkmış. Filmimizde de şu olay ön planda, uzay bükülebilir mi? İki olay bir noktada buluşabilir mi? Geçmiş, şimdiyle çakışabilir mi? Bir de şöyle bir şey var, film boyunca ara ara caz müzik çalan sokak sanatçısı görüntüye geliyor. Nick'in evinde de caz müzikle ilgilenen bir kaç adamın portresi var. Bu da yine Philadelphia Deneyi'ne bir gönderme. Şöyle ki, aynı adı taşıyan iki caz sanatçısı bir de davulcudan oluşan bir grup var. Uri Caine, Christian McBride ve Ahmir Thompson...

Bir de 1984 yapımı bir film var yine aynı adı taşıyan, The Philadelphia Experiment. Sanırım izlenmesi gerek. Bu filme gelince, özel bir Charlotte Gainsbourg hayranıysanız izleyin. Piyasada fazla görünmemiş, sanırım reklamı yapılmamış çok fazla. Gerçekten soluksuz izletiyor kendini, sonu dolayısıyla kaliteli mi? Hayır, ama izlenebilir. 6/10

Beercholic

0 Yorum :